MELİNOZ SÖZLÜĞÜ

MELİNOZ (BALLICA) KÖYÜ SÖZLÜK ÇALIŞMASI
Güncelleme: 14.03.2017

Böyle bir sözlük çalışması yapmamızdaki öncelikli amaç, gittikçe kaybolmaya yüz tutan yöremize has söz dağarcığının unutulmuş olanlarını yeniden ortaya çıkarmak ve varolanları da muhafaza etmektir. Okuma yazma oranının artması yanında televizyon ve gazeteklerin dağ köylerine kadar nüfuz etmesi, Türkçenin mahalli kelime hazinelerini ve şivelerini giderek daha fazla etkiliyor, törpülüyor. Şimdi yaşları 40-50 civarında olan nesil, önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde bu dünyadan el etek çektiklerine sadece kendilerini değil birçok mahalli kelime ve deyimi de belki unutulmak üzere yanlarında alıp götüreceklerdir.

Köyümüzün sözcük dağarcığı; büyük çoğunluğu Türkçe olmakla beraber İngilizce, Rusça, Farsça, Arapça, Eski Yunanca ve Rumca kelimelerden oluşmaktadır. Türkçe kelimler ise ya harf ve hece değişimleri veya çıkarma ve eklemelerle mahalli şivemize uyarlanmıştır. Özellikle Rumca bir kökten türeyen fiiller, mahalli şivemize geçerken Türkçe “etmek” yardımcı fiiliyle beraber kullanılmaktadır. Örnek: Bacariş etmek.

Rica ve Uyarı

Bu çalışma öncelikle bir sözlük denemesi olup sizlerin katkı ve düzeltmeleriyle son şeklini alacaktır. Bu çerçevede yazılışı veya anlamının yanlış/eksik olduğunu düşündüğünüz kelimeleri düzeltebilir ve eklemeler yapabilirsiniz. Bu ekleme ve düzeltmeleri fersatballi@yahoo.com adresine gönderebilirsiniz.

Teşekkür

Bu sözlük çalışmasında kendilerinden büyük destek aldığım babam rahmetli Hasan Ballı’yı bir kez daha rahmetle anıyor, ayrıca Yılmaz Keleş ve Hamza Yavuz’a teşekkür ediyorum.

Kaynakça

İsmail Kara, Rize-Güneyce Sözlüğü

Özhan Öztürk, Karadeniz Ansiklopedik Sözlük

Kısaltmalar:

Yun: Yunanca

Rus: Rusça

İt: İtalyanca

Ar: Arapça

Fars: Farsça

İng: İngilizce

H: Gırtlaktan çıkan boğumlu “h” harfi. Örnek: rahna, hapsi, hovini almak

Not: Her ne kadar onlar da kendi halk kültürümüzün önemli bir öğesi olsa da argo kelimeleri, küfürlü kelime ve kullanımları sözlüğe almamaya çalıştım. Ayrıca yanlış anlaşılmaya ve alınganlığa sebep olur düşüncesiyle kişi ve aile lakaplarını da sözlük dışında tuttum.

A

A/na: Fiilin sonuna eklenerek “ona” anlamı verir. Örnek: Bu iş zor geluy’na – geluy’a (geliyor ona)

A/ni: Arapçadaki gibi emir kipinde fiilin sonuna gelen “onu” anlamındaki nesne bildiren ek. Örnek: yapm’ani, dem’ani

A/e: Türkçede bulunma hali olan –de eki bizde çoğu kullanımda yönelme hali olan –e,a ekine dönüşür. Örnek: Tarla-ya(da) ne kadar fasula var.

Abdes doğalari: yüz yıkanırken: yuzumi kara çikarma; kollar yıkanırken: defterlerumi sağdan ver, soldan verma; baş meshedilirken: başuma gelecek kaza belalari def eyle; kulaklar meshedilirken: kulaklaruma cehennem zirildisi koma; ayaklar meshedilirken: sirat köprisinden kuş gibi geçur beni

Acimakluk: Acınacak halde, acınası

Ahnilas etmek: Eşyanın veya yiyeceğin yumuşamaya, beyazlaşmaya durması. Örnek: Funduk ahnilas etti

Adim almak: Çocuk veya hasta adım atmaya başlamak

Afiyeti kesilmek: Ani bir haber veya büyük gürültü dolayısıyla korkmak, beti benzi atmak

Aha/n: Al, buyur, bak manasında

Aleyhi la’ne: Kötü ve istenmeyen bir durum karşısında “Lanet üzerine olsun” manasında Şeytan için adı telaffuz edilmeden söylenir

Altına akmak: Olgunlaşan meyvenin bol miktarda yere düşmesi. örnek: elma yekkün altina akti

Aşağı komak: Bir hakarete, kötü bir davranışa karşı, muhatabın alttan alması, geri durması, lafını esirgemesi

Ahtala: Bir mekanın, nesnenin karışık, dağınık ve düzensiz olması durumu. Daha çok da meyve ve sebzeler için söylenir. Örnek: Habu domatesler nedu habole ahtala duruyi.

Ahanadu: “İşte orda” manasında işaret sıfatı

Abanges: Yarım yamalak, baştan savma iş yapmak

Argolahana: Bir ot türü

Abdes: Abdest (abdest duaları: yüz yıkanırken: yuzumi kara çikarma; ollar yıkanırken: defterumi sağdan ver /defterlerumi soldan verma; baş mesh edilirken: başuma gelecek kaza ve belalari def eyle; kulaklar meshedilirken: kulaklaruma cehennem zirildisi koma; ayaklar yıkanırken: sirat köprisinden kuş gibi keçur beni.)

Allah belani kaldursun: Allah belanı vermesin, Allah üzerindeki dert ve belayı def etsin manasında bir temenni sözü

Afacan elumi: Kalp krizi

Allah haluni versun: Allah daima sağlık, sıhhat bereket versin manasında bir dua cümlesi.

Abuhola: Pörsümüş ve yıpranmış lahana yaprağı

Alemira: Ayaklığı olan, beşgen şeklinde ahşap ip sarma düzeneği

Aboğnis etmek: Kolun, bacağın kazaen burkulması

Ağniyo: Ağniyo yemek (yapılışı zahmetli, tekellüflü yemek)

Ağzi çaruk gibi olmak: Ağzının tadı olmamak, dili paslanmak

Afal: Kapıyı içeriden kilitlemeye yarayan ağaç mandal

Afano: İsteksizce, iştahsız

Ağrap: Yabani armut

Ahırbağı: evin en alt ahır katı; bu kat genelde tamamen taştan yapılır, kapısı dışında ahbini atmak için küçük bir penceresi olur

Allah başa etmesun: Başkasının başına gelen kötü ve istenmeyen bir durum, olay veya şahsın kişinin kendi başına gelmemesi için söylenen dilek sözcüğü

Ağromilo: Yabani elma

Allan: Habersiz, aniden

Ayın oyun etmek: Döküp saçmak, altüst etmek, işe yaramaz duruma getirmek, karmakarışık etmek, 2. Dalavere yapmak, aldatmak. 3. Yalan söylemek

Anur: Gurur, kendini beğenme

Apoplis etmek: Giysinin kirli yerini yıkama

Apoklis: İp yumağının ucu bulunamayacak şekilde karışması

Aşlamak: Yırtık çorabın taban kısmını yenileme

Alim: “çay alımı” yerine kısaltılarak kullanılan kelime

Alimevi: Ambar, çayevi. Kesilen çayın fabrikaya götürülmeden önce müstahsil tarafından teslim edildiği ve depolandığı yer

Arkaluğini almak: Arka çıkmak. Birini desteklemek, arkasında olmak

Ayuködi: Çatı aydınlığı vermek için çatı üzerine yapılan üçgen çıkıntı

Ay durmak: Takvimde yeni bir ayın başlaması. Örnek: Çuruğayi ne zaman durdi?

Aboskal: Bir işe sıra tutmak. Bir işte iş payı. Tarla kazılırken veya çay kesilirken henüz işlenmemiş kısım. Yunanca  aposkalin (αποσκαλιν [το]) “başlanılan iş” . Yunanca apo (από) “-den” ön eki ve çapalamak anlamındaki skalizo (σκαλίζω), “ot yolmak, kazmak” veya apo (από) + skali (σκαλι [το]) “adım” kelimelerinin birleşiminden doğmuş olabilir

Ahbin: Hayvan dışkısı gübresi

April (İng): Nisan

April beşi: Miladi takvimle Nisan ayının 14. gününden 18. gününe kadar süren soğuk günlere verilen ad. Söylence: Korkma kışın ayından/kork aprilun beşinden/ okizi ayırur eşinden. April beşi çıkmadan yaz gelmez.

Angona: Zehirsiz kara yılan

Alaf (Ar): Ulufe. Hayvana verilen taze ot

Anevura: Yer faresi

Aragop: Mısırları küçükken seyrekleme işi

Abufayi: Yemek artığı

Amel: Argoda, ishal

Al/dırmak: Değdirmek, dokunmak. Örnek: Çubuk az daha kulağıma aluydi.

Allah’isa: Allah isterse’nin kısa hali. Deme ya, Allah aşkına

Allah akıldan etma/sun: Mantıksızca yapılan şey veya söylenen söz üzerine muhataba söylenir.

Allah işumi kesti: Umutsuz veya olumsuz bir durum karşısında bir çıkış yolu, alternatif olduğunu göstermek için söylenen söz. Örnek: Meğer Allah işumi kesdi, ben da başka bi şe yabarum.

Alimevi/yeri: Çayın fabrikaya gitmeden önce tartılıp biriktirildiği mekan.

Akıl ne iyi şey: Akılsızca ve düşünülmeden yapılan şey için tazir manasında muhataba söylenir.

Agitmek: Alıp gitmek, götürmek. Örnek: Nereye aydiysun çecuğu.

Allah’a salmak: Bir tür yemin. Allah’a havale etmek, Allah’ı şahit göstermek

Acolmak: Acıkmak

Ander kalasun veya ander gaybana kalasun: Geberesin manasında bir beddua

Alt vurdi ust vurdi: Her türlü çareye başvurarak bir şeye bahane bulmaya çalışmak.

Ağza vermek: Birisini ele vermek, ağza düşürmek. Örnek: Niye ağza veruysun beni.

Ağzina mayasil vurmak: Susmamacasına konuşmak, aşırı gevezelik etmek

Ağzi ustine gelmemek: Çok konuşmak, gevezelik etmek

Ağız uydurmak: Bir şahsa veya olaya karşı iki kişinin aralarında söz birliği yapması, beraber hareket etmesi

Ağzi çaruk gibin olmak: Ağzının tadı olmamak, dili paslanmak

Adam küsuradi olmak: Değer verilmemek, ciddiye alınmamak. Adam yerine konmamak. Küsürat Arapça eksiklik, azlık, yetersizlik manasındadır.

Adamsuzluk: Kimi kimsesi olmamak. Tek başına kalmak. Atasözü: Adamsuz adami köpekler da yemedi.

Acab: Acaba

Ardumli/ardurumli: Erken tükenmeyen, bereketli 2. Tasarruflu, arttırmasını bilen insan

Anide: Aniden

Allahummessabirin: Allahu mea’s-sabirin (Allah sabredenlerle beraberdir) ayetinin kızgınlık ve üzüntü anında halk ağzıyla söyleniş şekli.

Ağustos eruğu: Bir tür mürdüm eriği

Almak: Ürünü hasat etmek, toplamak. Örnek: Fındığı aldun mi?

Ağzuna kaşuk olmak: Haddine olmak, birine göre olmak. Örnek: O zamanlar İstanbol’a okumak senun ağzuna kaşuk midu?

Aha, ahan-iya: İşte, bak burada, bak gör manasına çoklukla ünlem ifadesi

Akşamluğu olmamak: Erken yatmak, akşamları fazla uykusuz kalamamak

Aldırmak: Hafif uyku çekmek, kestirmek.

Altına vurmak: Bir yerden düşmek

Aynali: Alnı beyaz hayvanlar için bir niteleme

Avara etmek (Fars): İşinden alıkoymak, avare bırakmak

Aldiyan: Altyan. Alttaraf. Aşağı taraftaki komşu

Aluyi bağa: Kafam atıyor, kızıyorum.  Örnek:  Ole dedimi aluyi bağa bi sinir.

Anağulis etmek: Kusacak gibi olmak, öğürmek. Kafatası kemikleşme sürecini tamamlamadan önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan yumuşak kıkırdak bölüm

Anasiftesi: Doğan ilk çocuk

Aşena: Aş-hane, mutfak

Aykıri almak: zoru görerek veya kızarak veya hoşa gitmeyen bir durumda bir şeyi veya yeri bırakıp gitmek

Arba çorbası: Arpa ve barbunya ile yapılan bir yemek

Aşlama: Aşılama. Aşılanmış ağaç ve onun meyvesi. Örnek: habu armut aşlama midu?

Analuk: Üvey anne

Aşağa vurmak : İnsanın yukardan düşmesi

Acolmak: Acıkmak

Akıl demek: Fikir vermek, tavsiyede bulunmak

Aklını atlatmak: Çıldırmak, delirmek

Ankmak: Anmak, hatırlamak.

Afkur/afkurma: “Havla” anlamında bir küfür. Örnek: Köpek gibi afkur da dur. 2. “Saçmalama” manasında itiraz bildirir. Örnek: Vuuh ya afkurma ole bi şe mi dedum sağa ben

Afkurmak: Köpeğin havlaması. İnsanlar için hakaret manasında. Örnek: Afkurma köpek gibin

Ansurmak: Birisini anmak, hatırlamak

Andikros: Sıcak su ile soğuk suyun kıvamını ayarlamak

Aşır: Mısırın posası

Aldina dökmek: Kusmak

Aramak: Sorma, deme manasında. Örnek: oni hiç arama

Arkalığuni almak: arkalanmak, birine sahip çıkmak, arkasında olmak.

Anal kudal: Çocuğun aşırı yaramazlık yapması 2. Bir yeri veya bir şeyi karıştırmak, altını üstüne getirmek

Aboblim: Sığırın yalağını karıştırmak

Anuum: insan ve hayvan yavrusuna karşı gösterilen sevgi ifadesi

Aygırılamak : Yan tarafa doğru gitmek

Ar etmek: Kendi veya başkasının yaptığı bir hareketten, durum ve ifadeden utanmak. Örnek: Çok ar ettum oni

Ay kesimi: Eski yıl takvimine göre ayın son iki haftasına denir

Aygıri almak: Kızgınlıkla çekip gitmek, bir yerden uzaklaşmak

Ahıralti: Evin altındaki ekili arazi, çaylık, mısırlık. 2. Argoda, erkek avret yeri. Örnek: Kaydi mi ahıralatlaruna

Ahırbağı: Köy evlerinin bodrum katında hayvanların koyulduğu kapalı bölüm.

Ahirlari etmek: Sabah ve akşam hayvanlarını altını temizleme, sütü alma, yemeğini/suyunu verme vb. işlerini yapmak

Ahretluk: İslamı en güzel şekilde yaşamaya özen gösteren takva sahibi insan

Ayba: “E ba” da denir. Muhtemelen “e bacı” nın kısaltılmış hali. Kadınların birbirine hitaben kullandıkları “hey kız” manasında bir seslenme ifadesi. Örnek: E ba nereye gidiysun?

Ayitlamak: Fındık vb. bakliyatın içini çıkarmak veya birbirinden ayıklamak

Armut: Hondrop armudu, Milap armudu, ruşembilo armudu

Anaforci: Beleşçi, ucuz kazanç peşinde olan

Ayitmak, algitmek: Götürmek, beraberine almak, alıp götürmek

Akli oynamak: Ani bir hareket veya haber alınması durumunda muhatabın aşırı telaştan verdiği sözlü tepki, delirecekmiş gibi olmak

Aziga: “ga” küçültme ekiyle “çok az” manasında

Alu vurmak: Ordan burdan laf lafı açarak, konudan konuya atlayarak uzun uzun konuşmak

Atlaga: Çekirge

Az daha ne diycedum: Kızgınlık halinde küfür dememek için hafifletici bir ifade olarak kullanılır. Örnek: Az daha ne diycedum sağa şimdi

Alahta kolofi: Gençlerin kiminle evleneceğini rüyada görmeleri için yatmadan önce dua okuyarak yedikleri ve özel kurallara bağlı kalınarak hazırlanan tuzlu küçük ekmek

Alabo: Düğünde rekabet sonunda erkek evine ilk gelen arabaya verilen tatlı. Tatlıyı alabilmesi için gelinden bir nişan getirmesi gerekir

Anemira: Kendir ipliğinden bez (forodiko) örülürken iplik yumaklarının geçirildiği ve döndükçe ipliklerin çözüldüğü yukarısı aşağısına göre biraz daha dar prizma şeklinde tezgah parçası

Anağula: Kör sıçan

Apukatimi: Hayvanlara yem için öğütülen ince mısır

Abohomis etmek (Yun. -apo ön eki –den uzağa anlamında): Mısırın yapraklarını sıyırıp çıkarmak

Abansadan: Aniden

Abansa: Ağrı

Anaba: Bir tür bakla

Ayim bayim yatmak: Yorgunluk veya üzüntüden kendinden geçmiş bir şekilde yatmak, uyumak

B

Başluk: Yatağın baş kısmı

Bel açılması: Ağır bi şey kaldırmak veya ters bir hareket yapmak yüzünden belin ağırması, bel fıtığı

Banfera: Fındığa dadanarak zarar veren, pis kokulu ve yeşil kabuklu küçük bir böcek

Bacak germek: Bir konuda inat etmek, direnmek.

Barhar: Hafif esinti

Bi lema: Biraz

Binecek: Tekerleri bilyeden ve ana gövdesi tahtadan yapılan ve “T” şeklinde bir direksiyonla yönlendirilen, önde bir veya iki arkada ise iki tekerleği bulunan tahta araba

Bi damuga: Bir damla, çok küçük. Azlığı belirten bir ifade. Örnek: Bi damuga çecuk

Basabas: Durmaksızın, tıkabasa, aralıksız. Basabas yemek, çalışmak.

Başi secde tanimamak: Alnı secde görmemek. Namazsız-niyazsız olmak

Buğut: Boynun kalın olması

Buymak: Donmak, çok üşümek

Basa: Sürekli, paso

Ber/per: Üstü açık koyun ağılı

Barbara: Papara. Azar, dayak

Basabas: Aynı hareketi durmadan yenileme. Bir şeyi sıkı sıkıya doldurma. Örnek: Kofini basabas doldurdum

Banafor: Yük taşırken hem incinmeyi önlemek hem de dengeyi sağlamak için omuza konan eski paçavra

Bacamahtara: Omuzda taşınan yüke destek ve denge için kullanılan odun parçası

Barli: Çakal

Binam: Çok sevilen kişiye söylenen sevgi hitabı. Yavrum manasında.

Bacariş etmek: Engel olmak, köstek olmak
Boğda: 1. Buğday 2. Genelde ineğin yemesini teşvik için su içirken söylenen nida sözcüğü

Bunbur: İri yaban arısı

Belinmek: bölünmek, kardeşlerin arazilerini veya evlerini ayırması

Bela vermek: beddua etmek.

Belaya kalmak: üzerine kalan kişiyle istemiyerek ilgilenmek, biri başına musallat olmak. Örnek: ne edeceğum kaldum habunlen belaya
B.k canli: Bir tür küfür. Örnek: E b.k canlinun uşağı

Bacak vurmak: Bir işten kaytarmaya çalışmak, temeblliğe vurmak. Örnek: Hiç oyana buyana bacak vurma, ha bu işi bidurcesun

Benem: Bilmem

Becuk: Böcek

Beygana: Büyükanne

Boş: Abalofo (Muhli ağzında) Uzak dallardaki meyveleri toplamak için kullanılan ve ucunda 20 cm çapında elips şeklinde bir daireye takılı torba bulunan 3-5 m. uzunluğunda ince sırık.
Boğalmak: Bunalmak, birisi veya birşey hakkında üzülmek, endişelenmek. Örnek: çok boğaldum oni

Bubudas etmek: El yordamıyla aramak

Başukari : Baş yukarı. Yukarıya doğru
Bayşağa : Bayır aşağı. Aşağıya doğru
Beyinmek : Büyümek

Buzakluk: İneğin rahmi

Baduriş etmek: Derede veya denizde oynayan çocukların birbirini suya batırması

Belleme ayi: Tarlaların bel adı verilen çabalama aletiyle bellendiği Şubat, Mart ayları

Beli kesilmek: Ağır yük kaldırma ve taşıma neticesinde belin incinmesi ve ağırması. Örnek: Ahbin taşimakdan bellerum kesildi

Beslemek: Duvar örerken sıva yapmadan önce takviye ve sağlamlaştırma için büyük taşların kenarlarını ve aradaki boşlukları küçük taşlarla doldurmak

Beyduğa: Beddua. Örnekler: Kısa canli olasun (Tez ölesin, fazla yaşamayasın). Korbagor olasun. Nabedil/d olasun (yok olasın). Peşuk sallamiyasun. Eyi gün görmeyesun, adun kesilsun, eyi günun olmasun, ködurum olasun da kapilara bakasun

Bile: Beraber

Betsi: genelde baş derisi manasında kullanılır

Bumiga: Bir elma çeşidi

Bi kerende: Bi kerede

Bi hov: Kısa bir müddet. Örnek: bi hov gidu gelcuğum

Bissu olmak: Sırıksıklam ıslanmak

Boğda etmeği: yöremizde mısır ekmeği daha yaygın kullanıldığı için buğday unundan evde yapılan ekmek için bu tabir hususen kullanılır ve üstün bir kıymet ifade eder

B.k munzurli: Pis suratlı anlamında küfür

B.k oğli b.k: Kötü adamın kötü çocuğu manasında küfür, hakaret ifadesi

B.kumun oğli: Yaçşa küçük erkek çocuğa hakaret ve küçümseme ifadesi

Boş yeri: Karın boşluğu

Badeva: Bedava

Bissu olmak: Sırılsıklam olmak, çok terlemek. Örnek: Terden bissu oldum.

Bitlemek: Bir işi ince ayrıntısına kadar incelemek. Tembellik yaparak ayrıntılara takılmak

Bacak bacak olmak: Çok yorulmak

Bi demide: Bir demde, tek seferde

Birlan: Birden, ansızın

Boğalmak : Bunalmak

Bolagi: Umulur ki, ola ki manasında. Örnek: Bolagi deduğumi yapmasun o zaman görursun günuni

Barema: Bari

Bilama, biloma: Bir lokma, azıcık

Bidamuga: Bi damla. Çok az. Osmanlı döneminde kullanılan 34 cm uzunluğunda ölçü birimi olan Bitemi kelimesinden bozma.

Boş yeri: Karın boşluğu

Buğalmak: Bunalmak, üzülmek. Örnek: Çok buğaldum oni

Bezergenaşi: Fasulye turşusunun mısır ekmeği ile karıştırılmasıyla yapılan yemek

Bağırmak etmek: Bağırmak

Belan kör olsun, Allah belani kör etsun: kızgınlık anında karşıdaki kişiye beddua gibi söylense de aslında tersine “Allah sana yine de bela vermesin” anlamına gelen bir ifade

Bi mumkin: Mümkün değil, asla. Örnek: Bi mumkin yapturamadım oğa habu işi.

Babah: Kalpak

Bi daha diye: bir daha, asla. Örnek: bi daha diye gelmem.

Buğut: Çene altı kabarıklığı

Bile: Beraber, bile gidelum

Beçid: Zor, çetin

Badiga: Küçük çocuk

Bidibit iş yapmak: Bitlemek, teferruata boğularak ağır iş yapmak

Bi şe yok: “Ne olacak bir şey olmadı” manasında Örnek: Baktum ki adam gelmiy. Bi şe yok, ben da gittum kendi yoluma

Birisinin başını yemek: Birinin ikbaline geleceğine engel olmak örnek: Yedun çecuğun başini ne güze okuycayidi.

Bi şe: Galiba, sanki, ihtimaldir ki, biraz manalarında. Örnek: Hava bi şe bozdi. Bi şe kızdi bağa

Boğun: Bugün

Bu ne vaziyedun var: Ne olmuş sana böyle manasında bir soru

Baştan/ole: Ne gezer, ne mümkün, hiç sorma manasında. Örnek: Hiç gidu gorurmini? Cevap: Baştan!

Ba/ğa: Bana

Baronim: Lakap, lakap takma

Bereket: İki, üç çıkıntısı olan, taneleri irili ufaklı az rastlanan mısır koçanı veya fındık tanesi.  Bu tür koçanlar bereket kabul edilir ve bir müddet odalara, oturma yerlerine asılır daha sonra ufalanarak diğer mısır daneleri arasına karıştırılır

Başına su almak: Kalabalık içindeyken Yıkanmak anlamında edeben söylenen söz

Bağırdak: Beşikte çocuğun yüzünü örtmek için yarısı başın altına gelecek şekilde kullanılan bez parçası.

Bureng: Boru

Bulama: Yeni doğuran ineğin ilk birkaç günki sütünden mayasız imal edilen sarımtrak yumuşak ve gözenekli peynir. İneğin doğurduktan sonra sağılan ilk sütü

Bi el ustine olmak: Aile tek evde yaşamak, dağılmamış olmak

Bel(ini) okumak: bel kesilmesini tedavi etmek için bilen birinin hastanın şehadet parmağıyla küçük parmağını sol eliyle tutup sağ elinin baş parmağıyla bilek üst kısmını okuyarak-tükürerek ezmesi

Bağluk: Ot ve yaprakları küme halinde kolay taşımak için kullanılan ince dal veya ip parçası

Boron: Beşiğin uzunca tutma yeri

C-Ç

Ç-ş değişmesi: Özellikle eylem bildiren kelimelerde ç-ş değişimi olur. Örnek: Uçtu-uşti gitti. Geçti-geşti gitti

Cağ : Örgü şişi

Çafli: Çatallı, tırtıklı

Çağna: Yengeç. Tsağanos (yunanca)

Çakanor: Değirmen oluğu

Cahdetmek: Cehd etmek (Ar). Azimli olmak

Cavramak: Çaba göstermek

Cumalık: Zifaf gecesinden sonraki cuma günü kadınların gelini görmeğe gidip eğlence yapmaları

Cüzden gitmek: hafızlık yapan kişinin kuranda cüz ezberlemesi

Çimil: Beyin

Çislafet: 1950’li yıllardan sonra çarığın yerini alan içi miflonlu kara lastik ayakkabı markalarından Gizlavet’in telaffuz şekli

Çivili konuşmak: Dokunaklı söz söylemek

Çubiks etmek: Soğuk havada güneşin ısısını hissetmek

Çaluk: Dudağı yarık olan

Çabançaban: Alkışlamak için el çırpma

Çerik: Tahıl ölçü birimi olan kotun dörtte biri

Çop mundurak el kalkar: miskette rakip oyuncunun misketini daha iyi bir açıyla vurmak için elini yerden kesmeden/kaldırmadan önce kural gereği kullanılan ifade

Çuhna: tavanın, kazanın dibine yapışan yanık kısım.

Çiya: Kıvılcım

Cumayoga: Ceviz içinin iyice kurumamasından olayı kabuğuna yapışması. Dolayısıyla yenirken kabuğundan zor ayıklanması

Çahra, çağra: Forediko örmede kullanılan ve alemitiden boşalan ipliği kalem ve masuraya sarmakta kullanılan alet.

Çiraks etmek: Çığlık atmak, bağırmak

Çumur: Lahana çiçeği 2. Sıcak mısır ekmeğinin içi, tereyağı ve eski peynirden (minci, lor) yapılan bir tür yemek

Çeli: Mısır sapı

Çolmalamak: Karın ardından yağan yağmurla beraber yerdeki karın yumuşayıp erimeye başlaması

Çatbiçat gelmek: Sevdiğin birine, dostuna yolda rastgelmek veya bir süre önce kendisinden bahsettiğin bir dostunun çıka gelmesi

Çorlanmak: Kaba tabirle tıkınmak, zıkkımlanmak

Çor vurmak, yemek: Ç’or (Erm): Hastalık, dert, illet. Bir beddua sözü. Örnek: Çor vursun ağzuna. Çor yiyesun

Çonak: Ölünün üzerine toprak düşmesin diye mezarın üzerine enlemesine yatay olarak uzatılan kısa tahta

Çubuhtera: At sineği

Çirana: Bir kuş çeşidi

Çıhbin: Çirkin, huysuz

Çinivit: Ufak tefek kişi, hareketli çocuk

Çazu: Cadı

Çiflan: Çalı süpürgesi

Çimla: Çapak

Çirasini yakmak: Cezasını vermek. Kötülük eden birine hınç ve kızgınlıkla büyük zarar vermek. Örnek: Deduğimi yapmazsan çirani yakarum, bilesun.

Çihobetre: Sert toprak

Çisa: Kargagiller ailesinden uzun kuyruklu bir kuş, saksağan

Çidar: Horozun ibiği

Çarzel, çarcel: Fındık, karayemiş veya komar dalından örülmüş gözenekli kaba örgü. Çarzel, derede balık avlamak için tuzak, toprağı ufalamada elek, serander tabanında yapı malzemesi olarak ya da hayatın tavanına asılarak mısır kurutmak için kullanılırdı.

Çaşa: Çalı çırpı

Çubi: Kürdan, arın iğnesi

Çizil: Solucan

Çiniya: Tavuk dışkısı

Çarambula: Ateş böceği

Çiraneya: Bir kuş türü (altı sarı, kanatları beyaz ve gövdesi siyahlı bir kuş)

Canlis olmak: Suyun, çamurun üzerine sıçraması

Çiba: Arı iğnesi

Çalimli toprak: Kiremit ve duğla arasına harç yerine konan sağlam toprak

Çizen: Yoğurt ve peynir suyu
Çimbolis etmek: Acıdan kıvranmak, kendini yerden yere vurmak

Çahçuga: Kırık dökük, külüstür şey, alet, hurda

Çula atmak: Bir işte yevmiye yapmak. Taş veya misket oyunlarında bir tur galip gelmek

Çandarluğu: Can sıkıntısı, ruhsal sıkıntı

Çomber: Çember

Can hovinlan: Can havliyle

Çirihta: Undan yapılan bir tür pohaça. Bir kabın içine un su ve tuzu koyup iyice karıştırılır. Sonra kabartma tozu ilave edilerek karıştırma işlemine devam edilir. Tavaya sıvı yağ konup ısıtıldıktan sonra bir kaşık yardımı ile hazırladığımız hamur istediğimiz şekilde akıtılır. Altlı üstlü kızartma işlemi tamamlanır. Isteğe bağlı olarak üzerine şeker serpilebilir

Çakçaho: Ekinlere zarar veren yabani hayvanları korkutup kaçırmak için ırmaklara kurulan ve bir ucunda su alacak kepçesi diğer ucunda çıngırak bulunan çift taraflı tahterevalli gibi inip kalkarken çıngırakla  ses çıkaran düzenek

Çakal çakal horoni: Güneşli havlarda aniden yağmaya başlayan kısa süreli yağmur

Çakal osuruğu: Krem rengi yabani bir mantar türü olup bir gecede bittiğine inanıldığından bu isim verilmiştir.
Çaleps/çalezma etmek: Fındıklar deşirildikten sonra dallarda geri kalanları toplama işi

Çalmak: Güneşin bir yüzeye vurması, yansıması

Çaştak: Ahşap köprü ayağı

Çaruk ağizli: Çok ağız kavgası yapan kişiye denir

Çıkarmak: Yemeğin geri kalanını bitirmek, sünnetlemek

Çıkmak: Evli bir kadının evinden ayrılıp/kaçarak baba evine gitmesi

Çıkma gitmek: Resmi nikahlı olmayıp imam nikahıyla evlenen bir kadının ilk kocasından ayrılarak ikinci birisiyle evlenmesi

Ço’heyir göresun: Çok hayır, iyilikler göresin. Yapılan iyilik karşılığı bir dua sözü

Çalgamak: Çalkalamak

Çerap: Çorap

Çubur: Üzümün ezilmesinden sonra geriye kalan kısmı, posa

Çeşni etmek: Turfanda bir meyve veya sebzeyi ilk defa yemek. Bu meyve veya sebze “Çeşnisi helal” denerek yenilir

Çizen: Peynir yapımı için süt ısıtıldığında peynirden ayrılan ekşi ve sarımtrak renkte su

Çumcuklamak: Çimdik atmak

Çinçaş: İnce kırılgan yapılı nesne

Çircimit etmek: Kızmak

Çifte: Evin çatı arası

Çiniks etmek: Tavuğun gıdaklaması

Çıba: Göbek deliği

Çalim: işlenmemiş, kızıl renkte ham toprak

Çordak: Oda

Çok iş oldi: Bir olay karşısında umarsız davranma, önemsememe. Örnek: Çok iş oldi da gelmedi

Çuhna: Yemeğin hafifçe yanarak tavanın dibine yapışan kısmı. Özellikle muhlamanın çuhnası en lezzetli ve makbul kısımdır.

Çereme(Ar): Cürüm. 1. Sakar, acemi. 2. Kaşılığını alamyacak şekilde zararına iş yapmak. 3. Bir suçun, kabahatin cezasını çekmek

Çarafulis etmek: Yoğunluk kazanarak yemek veya suyun üzerine çıkan yağın parlaması

Çenesi ustine gelmemek: Aşırı geveze olmak. Örnek: Ya bi arkadaşini bulsun çenesini ustine gelmez

Candeslim: Aşırı yaramazlık dolayısıyla çocuğun ölümcül kazalar yapması, tehlikeli bir şekilde düşmesi. 2. Bu türden yaramaz çocuk

Çopmundurak: Misket oynarken atışı engelleyci şekilde misketin bir engelin arkasına gelmesi veya bozuk bir zemine rastlaması üzerine oyuncu bu kelimeyi söyler ve o engeli kaldırarak veya misket elini zeminden yükseğe kaldırarak atışını yapar.

Çincivid olmak: Kızmak, sinirden deliye dönmek

Ciğerli armut: Aşırı olgunlaşmayla kahverengini almış armut

Çeki: Kovan peteği

Çiprali kalem: Eskiden daha ilkokulda güzel yazı derslerinde kullanılan çıkarılabilir başlıklı dolma kalem

Çençene: Ahşap evlerde pencereyi içerden kilitlemeye yarayan mandal

Çurukluk: Eski takvime göre Çuruğayi’nun ilk üç günü ve Cuma günleri yapılacak işlerden hayır gelmeyeceğine inanılmakta ve bu günler uğursuz kabul edilip “çurukluk” diye adlandırılmaktaydı

Çarambulas etmek: Yanan nesnenin ışığı çok az olmak, fener, lamba en alt ayarda titrek yanmak.

Cumaluk: Gerdek gecesinden sonraki gün kadınların gelini görmeye gitmeleri

Çapli: Elle dikerken atılan bir dikiş

Çaplika: Kızılağaçtan veya topraktan mamul küçük yekpare tereyağı kabı

Çarzel: Serander döşemesi, evin içinde meyve kurutmaya yarayan asma kat

Çecuk kesilmek: Çeşitli sebeplerle ana karnındaki çocuk düşmek, ölmek

Çigar: Bir ot türü

Çifila: İnce, küçük odun parçası

Çaburas: Kedi veya köpeğin insanı tırmalaması

Çahbaç: Ivır zıvır eşya, hırdavat malzeme. Lüzümlu lüzumsuz şeylerin, eşyaların bütünü

Çıkmiş: Eşinden küserek veya kavga ederek geçici bir süreliğine babaevine dönen kadın

Çinivit : Zeki, uyanık, hareketli çocuk

Çakçaka : Modyeliden dökülen mıısır tanelerini deremen taşına ileten ahşap oluk

D

Da: Cümlenin sonuna getirilerek ifadeyi güçlendirmek için kullanılır. Vurgu ve tonlaması, cümleye soru kızgınlık, pişmanlık anlamı katar. Örnek: Gideysun da?(değil mi). Yapma da!!(kızgınlık). 2. Güçlendirme ve pekiştirme için kullanılır. Örnek: Kılmak da kılmadum daha

Damari atmak: Aniden öfkelenmek, kızmak. Örnek: Atturma damarumi şindi

Dalta: Sacak altı, yağmur, güneş ve rüzgârın etki yapamadığı gizli, kuytu yer, kenar, saklanılacak yer, ağaç, bina gölgesi, gölge

Dere seslemesi: Köy civarındaki derelerin her zamankinden daha fazla gürültüyle akmasına denilmekte ve bu durumun havaların bozacağına işaret ettiğine inanılmaktadır

Dişlim: Bir lokma, bir dişlemelik, bir ısırık miktarı

Dayman: Daima

Det: Çocukların sakıncalı ve tehlikeli bir şeye ellememeleri, yaklaşmamaları için uyarı ve korkutma için söylenir. 2 Bir diyalogda karşı tarafın red ve hayır ifadesi anlamına gelir.  Örnek: Det, hiç ole şey olu mi

Daladal etmek: Güreşmek veya yarışmak için birbiriyle tutuşmak

Dendelis etme: Dengesini yitirmek

Dola: Kirli elbiselerin yıkanma işi. Yıkanacak elbiseler üç ayaklı büyükçe bir sepetin içine altta karalılar ve üstte beyazlar olacak şekilde konur. Üstlerine kalın bir kumaş veya çuval konur. Bunun üzerine de kalın bir kül tabakası serilir. Önce bunlara sıcak sonra da belli arayla kaynamış su dökülür. Elbiseler sepetin için bu halde 24 saat bekletildikten sonra sepetten çıkarılıp tokaçlarla dövülerek veya ayakla ezilerek yıkama işi son bulur

Du: “dir” manasında. Örnek: yemiş mi du?

Dimla: Çok az

Dabak: Şap hastalığı

Doğrudan: Bayağı, iyice, adamakıllı. Örnek: Doğrudan çay var oğa

Den bilmek: Haberi olmak. Örnek: Mehmet’ten bilumisun?

Dadul: El, pençe

Damla: çatıdan süzülen damlaların düştüğü yer, saçak altı. Köy kültüründe çatıdan gelen damlaların düştüğü yer uğursuz ve cin çarpması gibi hastalıklara sebep olacak bir yer kabul edilir, onun için çocuklar damlaya işetilmez

Darlanmak: Sıkılmak, bunalmak

Dolayluk : Belden aşağıya sarılan peştamal

Diyeder: Üzüm sepeti

Davara: Karabasan

Dermaş: Bir işi becerememek, iyi değerlendirememek

Dibine ahbin komak: Hızlı bir gelişme gösteren ve boy atan çocuklar ve gençler için kullanılır

Duman vurmak: Aldırış etmemek, umursamamak, işe yaramamak, yetersiz kalmak anlamında bir deyim. Örnek: Eskiden iyiydi, şimdi ole mi iki dönüm çayluğun duman vuruy sağa şimdi.

Daaden: Daha, henüz

De da de: Muhatabının söylediğine hak vermek manasında onay ibareyi. Örnek: Oni de da de

Duriluğu olmamak: Durmak bilmez, hep hareket halinde olmak.

Demek: Deme ya manasında, Ya demani!

Diyesi: Dediğine göre, dediği gibi. Diyesi Recep habu iş hiç tutmiycak

Deşurmek/doşürmek: Devşirmek, meyva, fındık toplamak

Dar canli: Aceleci, sabırsız

Dumbi: Başın tepe noktası

Diygim: Değil ki. Örnek: Diygim vurmadum oğa, suç benumdu. Diygim döğmek, dokunmadum oğa bile.

Dönme: Viraj, dönemeç

Deede etmek: Çocuğun ayakları üzerinde durmaya çalışması

Dizluk: Uzun kadın iç donu

Da/haden: Daha, henüz

Diyne: Diye. Örnek: Niye bidurmedun işi diyne bağa başladi bağırmağa.

Diygim: değil ki. Örnek: ben bobasindan korkmadum diygim ondan korkcuum.

Dil gedurmek: Hayvan veya eşya dile gelmek

Dağıdım yemek: Askerde acemilikten sonra ustalık dönemi için çeşitli yerlere dağıtım yapılması

Dadulis etmek: Bir nesneyi veya yemeği parmakla mıncıklayıp karmakarışık etmek, berbat etmek

Dili almak: kekelemek

Dardağan olmak: Paramparça olmak, insanın bir yerden düşüp kötü şekilde yaralanması.

Dalmak: Köpeğin aniden saldırması, birine aniden, hazırlıksız saldırmak, kavgaya girişmek

Dersun: “ne diyosun, öyle mi, sanmıyorum” manasında hayret ya da soru ifadesi. Örnek: Oyle bi oduruyi ki dersun ağa

Dek/ke: Dakika

Dendenis etmek: Yorgunluktan veya baş dönmesinden kaynaklanan denge sapması dolayısıyla ayakta duramakak

Dundinis olmak: Zorla, sallana sallana, tembelce iş yapmak

Deşki: Keşke

Doğuş: dövüş

Domar bazar: Hep beraber, bütün herşey

Dün yok obisi gün: dünden önceki gün

Dipluk: Yatağın ayak tarafı

Dadi etmek: çocuğun oturması

Davlanmak: Şişmanlamak, semirmek

Dereluk: Köyün deresinin kıyı boyunca yer alan ekilebilir verimli arazi

Döğdi: Kazma, kürek, çapa ve balta gibi kesici aletlerin saplarının girdiği kısmı ve arkadaki küt kısım; bu kısımlar vurmak ve ezmek için kullanılır

Dolayluk: Dolay ve dolamak kelimelerinden türetilmiş belden aşağa sarılan peştamal, önlük

Dombaz: Fasülye sırığı dikmek üzere toprağı delmeye yarayan kaba kalın odun parçası 2. İki arazinin sınırını belirtmek için dikilen veya odun parçası

Dingoz: Sinirli, yerli yersiz boş konuşan kimse

Dört-iki omuz çadi: Damlaları dört veya iki tarafa akan çatı türü

Dişari şeri: Şeytan kulağına kurşun. Kötü bir durumdan bahsederken o kötülük veya hastalığın kimseye musallat olmaması temennisiyle bir nesneye elle vurularak söylenen söz

Düğunci: Düğünde erkek tarafı

Devri yapmak: Ölen kişinin namaz borçlarını düşürmek için definden sonra yapılan ve sonunda katılanlara fitre verilen dini merasim

Dili almak: Kekelemek

Duğa: Dua. Hafızlık sonrası icazet merasimi

Doğurum: İneğin bir doğum dönemi

Dundunis etmek: Tembellik etmek, söylenen bir şeyi üşene üşene yapmak

Diripnis olmak: İster nakdi ister ayni olsun dişinden tırnağından artırarak birikim yapmak veya zor günler için saklamak

Dişari gitmek: Çoğunlukla eskiden tuvalet evden ayrı olarak dışarıda olduğundan daha nahif bir ifadeyle tuvalete gitmek için kullanılır

Daraba: Ahırda hayvanların birbirine sataşmasını önlemek için aralarına konan tahta perde

Domuz bağlamasi: Bu muska, tarlayı yabani hayvanların saldırısından korumak için yapılır. Domuz bağlama duası ile birlikte tercihen pamuk bir ipliğe yedi düğüm atılır. Sonra bu okunmuş ip varsa tarladaki bir ağaç kovuğunun arasına konur veya bir odun parçasının arasına sıkıştırılarak toprağa gömülür.

E

E: Azericedeki “ay” anlamında. Seslenme öncesinde kullanılan bir sevgi hitabı. Örnek: E gız nere?

Ele/ni: eyle onu. Örnek: def eleni (def eyle onu)

E ba: Ayba ile aynı anlamda

Eho (yun): Ego-ist. Bencil, yabani, evhamlı

Eli almak: eli alışmak. Daha çok çay makasına alışmak için söylenir. Kişi alışkın olduğu bir çay makasıyla kesmeye başladığında başka bir makasa kesmesi zor olur.

Eski zaman konuşuğu: Günümüzde artık kullanılmayan eski deyim ve kelime, eşya isimlerini içeren yerel söyleyiş

Ebiri: Öbürü

Ehli/ehil: Aşılı meyva ağacı ve bunun meyvası

Ehli diken: Sığırların yediği, bazıları böğürtlen veren yumuşak diken

Eldemiri: İskarpile de denen ağız büyüklükleri farklı ahşap kereste üzerinde çıkıntı açmak için marangoz ve taş ustalarınca kullanılan ucu kesici alet

Elcik: Bel sapına geçirilen yatay tutacak

Etmek: Türkçedeki yapmak manası dışında bizde farklı bir manada da kullanılır. Örnek: gülmek etmek, ağlamak etmek 2. Biriyle başa çıkmak, müsabakada yenmek. Örnek: hükumetlen edebilu misun?

Eğereme/eğerseme: Eğer, eğer ki

Eğrigöz: Şaşı. Yangöz de denir

Elan (Ar): Şimdi, şimdilik

Eski hesap: Rumi takvim, ay takvimi. Daha çok yaşlıların kullandığı bir takvim

Eleklemek: Kısa sürede bir çok yeri gezmek

Eşek: Çatal bir ayak üzerine oturtulmuş odun kesmek ya da üzerine çıkılarak iş yapmak için kullanılan tezgah. Sepet ve çeşitli ağaç kapların yapımı sırasında çubuk ya da tahtaları düzenlemek için kullanılan tezgah.

Ehtiyarluk etmek: Bir işte veya anlaşmazlıkta arabuluculuk yapmak, hakemlik yapmak

Etekluk: Etek

Essetten: Esastan, sahiden

Esse yalan: “Doğru mu yalan mı” anlamında bir ikileme. Örnek: Esse yalan bilmem

Esse ole: Gerçekten öyle manasında.

Ebi soy: Öbür türlü, aksi takdirde, ters yüz etmek. Örnek: O gelurse gelurum ebi soy gelmem Yastuğu ebi soy çevir. Ne soy çecuk idi.

Emek etmek: Çaba göstermek

Ele: Ettmek, eylemek fiilinin emir hali. Örnek: o işi ole ele.

Evi sarmak: Evi içiyle dışıyla yapıp bitirmek

Eşağa: Aşağı

Eşek: el bıçkısı ile kesmek için odunların üzerine konduğu iki ayaklı semere benzer, ters V biçiminde iki ayaklı düzenek

Eşiklemek: Sabahleyin gün ağarmak, aydınlanma

Eşortman: Eşofman

Elemek: Eylemek

Evun alti: Evin aşağı kısmındaki ekili arazi, mısırlık, çaylık

Encami: Acemi

Etmekçi: Cömert, yemek yedirir kişi, sofrasından misafiri eksik olmayan kişi

Eyme: Argoda t.ş.k anlamında. Örnek: Kaydi mi eymelerune

Elun yaş osun: Elin dert görmesin “iyi etmişsin, hakkından geldin, hak ettiği cevabı verdin” manasında bir takdir ifadesi

Elma: Bulyas elması, pılumiga elması, elif elması, laz elması

Elişturmek: İliştirmek. Birisine veya bir nesneye taş vb. isabet ettirmek

Evetlemek: Acele etmek

Eba ecdad: bir iyilik karşısında söylenen dua cümlesi. Örnek: olsun eba ecdadun sedekesine

Ekisper (ing): Exper. Çayevlerinde çayın kalite kontrol ve tartımını gerçekleştiren kişi

Esse’ole: “Gerçekten de öyle” manasında muhatabın dediğini tasdiklemek için söyleni

Etlerin oynaması: Vücutta bazen etli kısımlarda refleksif olarak kısa süreli oynama görülür.  Yöremizde bu durum, birisinin öldüğüne veya yakında öleceğine yorumlanır

Ekmeğin yüreği: Ekmeğin yumuşak hamur kısmı

Elep çelek etmek: Dağıtmak, feci şekilde yenmek. Örnek: Tobi bi aldi herkesi elep çelek etti goli atti

Eyda: Tamam, yeter, kafi

Elişturmek: Elleşmek. sözle, el hareketleriyle birini kızdırmak. Örnek: arulari eliştuma vurule seni

F

Furnohala: Bir tür ot

Felan etmek: B.k manasına argoda küfür olarak kullanılır. Örnek: E felan yiyen. Ağzuna felan ettuğum

Folamil/falami: Eski elbise/eşya sandıklarının kısa kenarında ve mutfak raflarının bir köşesinde bulunan ve küçük eşyaların konmasına yarayan küçük raf, göz

Felenk: Bir ağırlığı devirmek için kullanılan sırık, kaldıraç kolu

Furçihte: Ahşap evlerde evin içinden ahıra inilen merdiven kapağı

Fuful: Vücutta oluşan kabarıklar

Firfilizma: Güz vakti serin havalarda esen kıble türü sıcak rüzgar

Fuşki: İnsan dışkısı

Fonis etmek: İneğin önüne konan yemeği, yalı beğenmemesi durumu

Fuska: 1. Yanık veya ezilmeden dolayı vücutta oluşan içi su dolu kabarcık 2. Böğürtlen

Fordigo: Ketenden dokunan ve iç çamaşırı yapımında kullanılan ince bez

Furno: Kara kurbağası

Fuskomona: Olmamış, ham incir

Fuş: İçi boş fındık

Forfolos olmak: Adamakllı dayak yemek. Gözlerin uykusuzluktan kanlanması

Fami: Sergi

Firfiliga: Oyuncak rüzgar gülü

Fison: Makat

Fitriga: Kestane ve ceviz ağaçlarının altında kendiliğinden biten yabani fındık ve kestane fidesi

Foduk: Çukur yer

Fişteklemek: fitlemek, birini bir işi yapmaya tahrik etmek

Folos etmek: Uykusuzluktan gözlerin aşırı yorulması 2. Tarlanın gehan ve ikileme işleminden sonra toprağın ayıklanması, istimal edilmesi

Fuşki: İnsan ve hayvan dışkısı manasında argoda küfür olarak kullanılır. Örnek: Ya fuşki koklanma, fuşki yema.

Film etmek: Numara yapmak, aldatmak, küçük ayak oyunları yapmak. Örnek: Yiyim filimleruni

Feruk: Yumurtlamaya yeni başlayan tavuk

Feluga: Lahana filizi

Fena şey: Halsizlik, iştahsızlık ve ağızda sert sivilce çıkması gibi belirtileri olan bir hayvan hastalığı

Fodiya: Gaz lambası

Fumis etmek: Sağmal hayvanın korku ve ürküntü sebebiyle süt vermemesi 2. İneğin özellikle buzağı doğduktan sonraki günlerde sütünü sağdırmak istememesi

Fişek oyuni: Boş mermilerle oynanan ve kazananın boş mermi aldığı bir çocuk oyunu

Frosoga: Sığırların karın bölgesinde bulunan beyaz leke

                                                                                        

G

Ga (son-eki): Erkek isimler için küçük, ufak tefek boylu anlamında kullanılır. Memdiga gibi. Bayanlarda ise daha çok evli ve 30 yaş üstü bayanlar için kullanılır. Fadimega, aşega gibi. Merhamet ve sevgi çağrışmı için kullanılır. Gada-ga gibi.

Gagaris: Tavuk gıdaklaması

Gece kuşi: Yarasa

Gün kurusi: Süt mısırının güneşte kurutulmuşu

Gebiç: Değirmenciye tahıl olarak ödenen öğütme ücreti

Girmek: Yıkanan ya da ıslanan bir kumaşın küçülmesi

Gözdegiye kalmak: Aşırı imrenmek, heveslenmek

Gundema: Argoda cinsel ilişki

Gelmiş: Kesilme vakti gelen çay. Örnek: Gelmişini aldum

Günder: Ağacı kaldırıp yuvarlamak için altına sokulan kaldıraç odun parçası

Gangalis olmak: Acıdan iki büklüm olmak

Göç: Aile, bir evin ahalisi

Godoş: Değirmen çarkına vuran suyun tazyiğini ayarlayan tahta aygıt

Göz çıkaran: Helikopter böceği. Yusufçuk. Büyük bitişik gözleri, güçlü saydam kanatları, göz alıcı renkleri ve uzunca vücutlarıyla daha çok su birikintisi ve gölcükler üzerinde görülürler.

Gözdeki: Sığırlarda, yük hayvanlarında, sıkıntı yüzünden gözde kanın toplanması ve gözün sertleşmesi hastalığı

Gada-gadaga: Kardaş kelimesinden bozma, sevgi hitabı. İç Anadolu bölgesinde bu kelime “gadanı alayım” şeklinde kullanılır.

Gün kesmek: Düğün nişan gününü belirlemek

Gudihra : Yumuşak damağın ortasından sarkan küçük uzantı, küçük dil

Günü kesilmek: Günü bitmek, ölmek

Günler durdi: Günler kısalmaya başladı manasında, kışın günlerin kısalmaya başladığı 23 Eylül tarihinden itibaren söylenir

Güne gün etmek: Bir kadının belleme, ahbin taşıma, fındık toplama, çay kesme gibi tarla işlerini tek seferde bitirmek için komşularından yardım alması ve bunun karşılığında onun da çağırması durumunda kaç kişi geldiyse hepsine tek tek yardım etmesi şeklinde bir tür imece usulü yardımlaşma

Gön: İnek derisi

Günuz-un: Gündüz-leyin

Günü olmamak: Ömrü tükenmek. Beklenmeyen, ani ölüm hallerinde hayıflanarak denir.

Göns: Göğüs

Geri etmek: Yüz geri etmek, ikna etmek. Örnek: Olmadi geri edemedum oni

Göz almak: Nazar değmek

Göz ilacı: Nazara karşı yapılan bir muskadır. Bir tasa su konur ve kömür atılır. Her kömür atılışında belli sayılarda ayet’el-kürsi, Felak, Ehad ve Nas sureleri okunur. Yeterince kömür olduktan sonra muskayı yapan kişi bu tası alarak hiç konuşmadan suyunu kapı kollarına dökerek kaba akıttırır, akabinde iskemlenin ayakları bu suya batırılır. Sonra su hasta kişinin boynu ve göğsüne serpilir. Hasta geri kalan suyu yedi sabah aç karnına içer. Artan kısmını ise üç farklı yol ortasına döker. Böylece insanlar onun hasta olduğunu anlayıp şifa dilerler

Gariplanmak: Özlemek

Gelu bağa: Bana geliyo ki manasında. Örnek: Gelubağa gidemiycesun

Günah: Var oni günahina. Kimun günahina. Günahi kafana. Umurunda değil

Güneşin dönmesi: Güneşin batmaya yaklaşması

Görmemek: Hoşlanmamak, nefret etmek. Örnek: İngilizler ole ziduma gider, hiç görememlari

Gözlerin ballanması: Göze rehavet çökmesi, tatlı bir uyku gelmesi

Gözgere: Eski mutfaklardaki taş ocağın iki yanındaki küçük hücreler

Gibin: Gibi

Güyama: Güya

Göğ: Gök

Gerneşmek: Gerinmek

Güneş çalmak: Güneşin doğması, güneşin bir yere vurması, yansıması

Gaganis etmek: Tavuğun vahşi hayvan veya insan korksuundan kaçamayıp olduğu yerde sinip kalması

Ğ

Ğ: Şahıs zamirlerinde yönelme eki ile kelimenin son harfi arasına giren “n” kaynaştırma harfi yerine kullanılır. Örnek: Bağa (bana), oğa, sağa

Ğarğaris etmek: Ahvalanıp vahlanmak, hayıflanmak

Ğaço: Siyah, parlak kabuklu iri bir böcek

Ğanos etme: Bir aleti veya aracı kullanıma hazırlama işi

Ğenimet işi: Ganimet. Argoda çok, bolca anlamında.

Ğurzibilis etmek: Ezmek, hırpalamak

Ğoy: Üvey

Ğınzil : Damak

Ğeyfini almak (Ar) : Hayf. Öc, intikam. Öcünü almak

Ğoğ: Çürümüş ve yerinden kopmuş ağaç kökü

Ğoyana: Üvey anne

Ğodof: Kısa boylu kişi

Ğarğale: Vücutta özellikle boyun bölgesinde çıkan yumru şeklinde çıkıntı

Ğıliyo: Sincap

Ğomolifto: Moloz

Ğalalayzma: Toplu hezeyan, bağırtı çağırtı
Ğezep (ar): Gazap, bela

Ğenimet işi: Çok fazla, sebil, dükkanda ğenimet işi

Ğovil/t: Yenmeyen bir tür dere balığı

Ğorğarina: Bir kuş türü

Ğıybedi başuna: Başkası hakkında ileri geri konuşan birisinin söylediklerini istemeden de olsa dinlemek zorunda kalan kişinin gıybet günahından kurtulmak inancıyla  söylediği söz

Ğebun (ar): Gabn. Lanet, yüzsüz, cimri, herkesin kendisinden yaka silktiği insan manasında

Ğıbal: Tip, üst baş

H

Herslenmek: Küsmek, bozulmak

Hali almamak/sarmamak: Durumunu beğenmemek. Örnek: Halun almayi bağa: durumunu pek iyi görmüyorum

Helbet: Elbet

Hastalığa kalmak: Hastalanmak, müzmin bir hastalığa düçar olmak. Örnek: Çok ködi bi hastaluğa kaldi

Hacan: -dığında,diğinde. 2.Madem ki. Örnek: Hacan gelcedun beni niye çağırdun. Hacan gittuğum zaman oya yoğidi

Haciga kuşu: Bir tür renkli kuş

Hepten gelmek: Bir yere temelli kalmak üzere göç etmek

Heptenluk vermek: Bir şeyi emaneten değil de temelli geri almamak üzere vermek

Havesluk etmek: Heves etmek, imrenmek

Halbusim: Halbuki

Hernuk: Uzun ve çetin geçen bir kuraklık sonrası yağan yağmurun toprakta oluşturduğu buharlı durum

He da – he mi: Değilleme soru edatı. Örnek: O da gitti, he mi? O da gitti öyle mi. Çok iyi adam idi he da?

Haman: Hemen

Haborlaya vermek: mecazen sözü yaymak, sırrı ifşa etmek, yüksek sesle söylemek

Hoş köpek: Köpek gibi konuş dur; seni dinlemiyorum; havlama manasına kaba ünlem ifadesi

Haneya: Hani ya. Haneye neredu?: Hani nerde kaldı?

Hiç duruluğu yok: Daima meşgul ve hareketli insan ve yaramaz çocuk için söylenir

Haşindi: Hemen şimdi, daha yeni

Ha’/vu: İşte şu, işte bu  

Ha’urasi: Ha orası, işte orası

Heram ossun doğerum seni: Vallahi döğerim seni

Ha’u/vle: Öyle, şöyle, böyle şu şekilde. Örnek: Ha’vle bakma bağa

Hen: En. Mübalağa veya üstünlük, daha azlık eki

Heppisi: Hepsi

Her dayman: Her zaman, daima

Heya: Haya

Haburdan havraya nasip olmasın: “Şurdan şuraya gitmeyeyim” manasında bir yemin

Heralim: Herhalde

Halbuse/m: Halbuki

Haylanmak: umarsızca oynamak, hoplayıp zıplamak

Henbeter: Dahası, en beteri manasında

Hanedan: Cömert ve misafir seven kişi veya aile

Haciluğu yapmak: Hacca gidip hacı olmak

Hessa yussa: Toplu olarak bir ağırlığı çekerken veya kaldırırken grubu, kişileri cesaretlendirmek ve şevke getirmek için söylenir

Hangi: Ya, üstüne üstlük manasında. Örnek: Hangi harcaduğu paralar

Haci düğuni: Hacdan gelen hacı için yapılan karşılama ve tebrik ziyareti. Hacı evine hacı olduğunu gösteren bir bayrak asılır ve bir hafta ile bir ay arasında asılı kalır. Gelen ziyaretçilere zemzem ve hurma ikram edilir

Hafta guni: İlçede haftalık pazarın kurulduğu zaman olan perşembe günü

Hafta ustiya: Uğursuz kabul edilen gün. 7 Ağustos günü tarlaya inildiğinde uğursuz olduğuna inanıldığı için sadece mısır yapraklarına dokunulmaz, sürtünmeden geçilmeye çalışılırdı

Hava yenliklemek: Hava açmaya başlamak, yağmur azalmak veya kesmek

Hase: Patiska kumaşı

H

Hartz: Üzerine kabak ve fasulye yürümesi için kesilen uzun sırık

Habahab: Alel acele ve hızlı hızlı iş yapmak. Yalap şalap iş yapmak

Haviz: Mısır unu ve pekmezle yapılan bir yemek

Hobes: Eşcinsel ilişki

Harhaliga: Ayıklanmış fındık

Hamucara: Yabani çilek

Habalamak: Eşelemek, karıştırmak, kurcalamak

Hıra: Zayıf, bakımsız

Hırleci: Hileci

Hıleluk duşunmek: Kafasında birine tuzak kurmak, kötülük düşünmek

Hıdi hid etmek: Gönülsüz, yavaş ve tembel tembel çalışmak

Homolof: Eski evlerde ahır ile aşena arasını ayıran duvar

Hovlama: Saldırma, saldırır gibi yapma

Humi: Minyon tipli

Halovoşon: Düzensiz, dağınık kişi

Hınik: Katı sümük

Hunerli: Mızmız, suratını asan, çabuk küsen

Hudup: Kısa boylu kişi

Hıbar: Toz molozu

Hoşot: Mısır yaprağı

Hov: Bir sefer, bir ara, çabukça. Çat kapı uğramak. Örnek: Bi hov gidu gelelum.

Hovini almak: Öc almak. Hevesini almak, tatmin olmak.

Hovi geçmek: Sinirleri yatışmak, sakinleşmek, isteği kalmamak

Hapsi: Hamsi

Hapçozim: Bir yemek çeşidi

Haşil: Mısır unu, tereyağı, su, tuz ve yoğurt karışımından yapılan bir yemek çeşidi

Haşiras: Pişik

Halavoşon:Sakar, beceriksiz,dağınık kişi

Hapsimat: Köz üzerinde oluşan ince kül katmanı

Hartoma: Ladin ağacını ince tahtalar halinde biçerek elde edilen çatı kaplama malzemesi

Halaz: Dolu

Hober: Hayvanların boğazına takılan çıngırak

Hoholis olmak: Düğümlenmek

Hohol: toz, küçük parçacıklar

Hohor: Baykuş

Hubuş: Çayın üstüne çıkan veya dibine çöken oduncuklar

Handoşoro: Kirpi

Holisavra: Kertenkele

Hayat: Salon. Hayat (farsça)

Haşavura: Bunaltıcı sıcak, deli sıcak

Haşli hobis: Sıcak su ile masaj

Haşlak: çok sıcak; kaynamış sıcak su, yemek vb.

Haşlanmak: aşırı güneş ve sıcaktan meyve, sebze çay ve fındığın erkenden kuruması, yanması

Hottoro: Çılgın, deli dolu

Hızan: Çirkin, kirli pasaklı

Hurdul: Gırtlak, boğaz

Horolom: Çevresine göre anormal davranışlar sergileyen kişi

Hamurun gelmesi: Hamurun kabarması, mayalanması, ekmek olarak fırına verilecek hale gelmesi

Heyirlere gitsun: Rüya anlatılmadan önce muhatap, rüyanın hayırlara kalbolması  dileğiyle bu temenni ifadesini kullanırdı

Hırtlak: Pisboğaz

Hardabaş: dağınık, düzensiz ve özensizce iş yapmak

Haraba: Süs kabağı. Su kabağı da denir. Eskiden süs amaçlı olarak ya da içi boşaltılarak su kabı olarak kullanılırdı ki bu son kullanımından dolayı bitki, su kabağı şeklinde adlandırılmıştır. Genişçe ve içi boş olduğundan bununla ayrıca yüzülürdü.

Humi: Kestane kabuğu soyularak yapılan geniş huni şeklinde meyve toplamaya yarar alet.

Hıyy: Bir şeyi veya kişiyi iğrenme, küçük görme veya bir söze itiraz kabilinden kullanılan bir ünlem. Örnek: Hıyy ne da yalan

Hıi: Çocuğa pis bir şeye tutmaması veya sümkürmesi için söylenen ünlem ifadesi

Hoş: Gerçi, zaten, nasıl anlamında. Örnek: Habuya geldi da hoş hiç bi yanuma uğramadi. O da gelsun, o da bizum arkadaşumuzdu hoş. Ne hoş bi şe demedun oğa

Hohova etmek : Çömelerek oturmak (uğursuzluk kabul edilir)

Her: Havanın ağır nem dolayısıyla sıkıntılı ve bunaltıcı olması Örnek: Havada bi herluk var

Harhuş olmak/etmek: 1. Birini adamakıllı dövmek. 2. Yorgunluktan bitip tükenmek
Hadel: Bina temel yeri veya tuğla veya biriketle örülen bir duvarın biribirne kenetlenmesi için en üst kısmına atılan beton bağlandı

Hıdiklamak: Gıdıklamak

Hurdul: İneğin boğazının altından sarkan gıdık kısmı

Halavaşon: Düzensiz, yersiz davranan, dikkatsiz insan

Hibel: Kabağın çekirdekli bölümü

Harçıklas olmak: Düşmeden dolayı vücudun kötek yemesi, yaralanması

Harhuş olmak: Çok çalışmaktan aşırı yorulmak, pestili çıkmak

Hotzer: Köpeğin yal kabı

Honab armudi: Bir armut cinsi

Haygal: Fasulyenin toplandıktan sonra sırıkta kalan sarmaşık sap kısmı

Hudubis etmek : Bir şeyi yolarak koparmak

Harhut: Eski, yıpranmış, çürük, sağlam olmayan nesne

İ

İro: Gökkuşağı

-iydi: Eylem bildiren fillerin geçmiş zaman formundaki hali Örnek: Gelmemişiydi.

İcabalda: İcab-ı halde, gerektiğinde

İsril: bir ot türü

İstah: İştah

İşlemek: Deri üzerindeki çıban veya yaranın olgunlaşma yolunda olması ve ağrı yapması

İzin doğasi: Hafızlığını tamamlayan kişinin halkın da iştirakiyle hocanın huzurunda Kuranı hıfzetmesi münasebetiyle yapılan dua ve merasim.

İşdoni: İç donu, erkek külodu

İtlemek: İtelemek, itmek

İğrib: Düzgün olmayan, eğri büğrü

İgeri: Geri

İsuzlemek: Issız hale gelmek, şenlik bitmek, ev halkı azalmak

İskemi: İskemle

İkileme: Mısır fidelerini ikinci kez seyreltip köklerine toprak çekme

İnce kuşluk: Sabah ile öğle arasında, sabaha daha yakın olan zaman

İngır mıngır etmek: Nazlanmak

İster mi?: Gerek var mı, daha alır mı? Örnek: Sergi doldi mi, daha ister mi?

İrgaç: Dokumada çözgü yerine atılan enine ip

İsril: Bir ağaç ismi

İzdırme: Hastalığın yenilenmesi

İrgamak: Sallamak, sallanarak yerinden kalkmak

İliz: Odun yükünü bağlamakta kullanılan ince fındık çubuğu

İstibis etmek: Yemeğin bozulması

İfteri: Bir ot türü

İşe kalmak: Bir kişinin birine musallat olması veya onunla uğraşmak zorunda kalması durumunda kullanılan bir ifade. Örnek: ne işe kaldum senlan

İsir otu: Yüksek yaylalarda yetişen geniş yapraklı bi ot türü

İsrofil: Bir ot türü

İpratmak: yıpratmak

İhdiban: Domuz, porsuk benzeri yabani hayvanların korkutulup tarlalara zarar vermemesi için sırıklara asılan çıngırağa iple bağlı ses düzeneği

İzğolis olmak: El, ayak burkulması

İğriz etmek: Ormandan tarla ve benzeri yer açmak, kazmak

İğratluk etmek: ırgatlık. İmece usulü çalışmak

İşmar etmek: İşaret. Göz, kaş etmek. Baş, göz ve eli ile gizlice bir şey anlatmaya çalışmak

İşkilo: Kart zampara

İşitmek: İsimlendirmek, çağrılmak. Örnek: O gelin ne işidu?

İkten: ilkten, ilk başta

İş olmak: Bir şeyi önemsememek. Umursamamak. Örnek: Gitti da çok iş oldi.

İkiden ikiye konuşmak: anlaşmazlık olan bir meseleyi uluorta değil de gizlice karşılıklı konuşmak

İstimal etmek: Terbiye etmek, düzenlemek. Örnek: Eti istimal etmek, tarlayi istimal etmek

İstemek: karışmak. Örnek: oni ne istersun

İzumayi: Kasım. Üzümün yetiştiği ay

İş aramak: başuna iş araysun. Bela aramak, iş açmak

İş: şey manasında. Örnek: Ne iş oldi bağa biliymisun

İşteyici: İsteyici, dilenci

İkrah almak: Birini sevmemek, ondan nefret etmek

İzname: İzinname’den; resmi nikah muamelesi

İkale/ye almak: Kaale almak, umursamak, önemsemek

İnsanlukli: İnsancıl, merhametli

İşkebit: Üstü sarı çizgili olup bal arısından biraz küçük yabani arı. Bu arı türü yuvasını toprağa yapar

İliz: Ot, odun yükü veya iki şeyi birbirine bağlamaya yarayan ince fındık çubuğu

İşkilo: Yaşlı adam

İro: Bir dikişte çok su içen kişi için kullanılan alaylı söz

İstaç: Taze soğanın, pırasanın kamış, sap kısmı

İskarbis: Mısır, buğday, arpa gibi tahılın eleğe konulup rüzgara tutularak tozlarının ayıklanması işi

İzğolil olmak: Fasulye sırıklarının yağmur ve rüzgarla yere yıkılıp birbirine karışması

İkileme: Mısır fideleri için yapılan ikinci çapalama

İstaş/lamak: Pancar, pırasa, sarımsak soğan gibi bitkilerin tepe kısmından verdiği tohum

İftihali/tevadür ilacı: İnek ve insana değen aazar ve bazı hastalıklar için yapılan okunmuş su ilacı. Ana siftesi (bir annenin ilk çocuğu) adıyla bir bayan veya erkek seçilir. Bu kişi bu muska işlemi süresince hiç konuşmaz. Ona yanındaki kişi tercüman olur. Önce ev içinden veya komşulardan 41 kaşık temin edilir. Bunlar yedişer bağ yapılıp bir süzgece konur. Sonra kıremul, sacayağı ve belin demir ağız kısmı bir ateşe atılır. Bu arada ana siftesi, topraktan çıkan ayrı ayrı altı su kaynağının herbirinden güğümüne yedi kaşık su alır. Sonra değirmene gidip taşını tersine çevirir ve burada bulduğu yedinci su kaynağı ile güğümü doldurur. Akabinde hastanın kesilen tırnakları, evin tozları, biraz mısır unu ve zeytinyağı beraber ateşin küllerine serpilir. Hasta sonra bu ateşin közleri üzerine getirilir. Kaynaklardan toplanan su bu közlerin üzerinde kaşık dolu süzgeçten geçirilerek hastanın başı üzere dökülür. Ve közdeki kremul ve demirlerin havıyla dökülen soğuk su buhar olarak hastanın yüzünü kaplar ve hasta iyileşir.

K

K harfiyle başlayan atasözü/deyimler:

Kalkti rahmetli, oturdi korbakor

Kara biber karadur, diremlan satulıyi. Kar da öyle beyazdur küreklen atulıyi

Kendume yer edeyim bak sağa ne edeyim

Kestane kumuşindan çikti, kerisini beğenmedi

Kız çay yaprağına bencer, zamanını keçurdun mi kartlaşur.

Kim verursa bağa yerum, ben ondan yana derum

Korkma kışun kışundan, kork aprilun beşinden, oküz ayrilur eşinden

Kurdun adi çikti, çakallar paş koparuyi

Kehriz: Yanları ve üstü taşlarla kapatılan su kanalı

Kanava: Yol kenarında suyun akması için kazılan hendek, su oluğu

Kancabaş: Burnunu her işe sokan kişiyi tezyif kabilinden söylenir.

Kanatz: Bir tür ot

Kral oyunu: Kartlaşmış ifteri otunun koparılarak yanlarından iki çıkıntının karşılıklı tutuşturulmasıyla oynanan bir oyun

Kabalak: Yağmurda başa alınan örtü

Kremul: Ocak üstünde tavandan sarkıtılan çengelli ucuna kazan, güğüm asmaya yarayan zincir

Kurşum: Kurşun

Korkot çorbasi: Mısır yarması ve barbunya ile yapılan bir yemek

Kuspa: küçük arazi parçası, tepecik

Kavut: Kavrulmuş buğday, tereyağı, şeker ve pekmezle yapılan tatlı bir yemek

Kurban olduğum adina: Allah’a dua için veya memnuniyet verici bir durumu anlatmaya başlarken söylenen bir ifade

Kirga (Rus): bir tarafı kazma diğer atrafı sivri uçlu tarım aleti

Kürduk: Kütük. Bir kar topağını yuvarlayarak oluşturulan büyükçe kar kümesi

Kavul: Ortak bahis, iddia

Kim var?: Kız için kiminle evli manasında. Örnek: Abulani kim var?

Kelef: Ağaç dallarında biriken kar kümeleri

Kezme: Tuvalet

Keres: Ekmeğin fazla pişmiş ve kurumuş kabuğu

Kermane: Kirmen. Yün eğirmek için kullanılan araç

Kestirmek: İneğin düşük yapması

Kılavlamak: Kılağılamak, bilemek, keskinletmek

Kıbal: Görünüm, kıyafet

Kösre: Ters “V” şeklinde ağaç düzenek üzerine yerleştirilen yaklaşık 60 cm çapında ve ortasına geçirilen demir kolla çevrilen, kesici aletleri bilemek için kullanılan tekerlek şeklinde bileği taşı

Kıran: Sırt, tepe

Kıru gecurmek: kırıp geçirmek

Kıy vurmak, kıylamak: Bir işten kaytarmanın yollarını aramak

Kutr (Ar): çevre, çap, genişlik, alan. Ağacun 1 metre kutri var

Kırcı: Üreticiden süt ürünleri alıp toptancıya satan aracı

Kırgan: Kıran girmek.Toplu ölüm, salgın hastalık

Kırkındi: Ormanlık bir alanın kesilerek yok edilmesi, açılması

Kafkal: İçli meyvelerin dış kabuğundan ayrılması

Kaşukluk: Mide

Kaçma gitmek: kızın kaçarak evlenmesi

Kelb (k harfi kalın telaffuz edilir): kalp

Kebur: kabir

Kazmaç: ineklerin yediği kalın, ovale yakın ve diken yapraklı, kırmızı küçük meyveli bodur ağaç

Kaybolu gitmek: çekip gitmek, bir daha geri dönmecesine gitmek

Kakaç: Yüz

Komak: Koymak

Kordu/k: Koyardık

Kalem: Bacanın çatı üzerindeki uzantısı

Karnes: bir ot çeşidi

Kan vurmak Sıcaktan bunalarak fenalık geçiren hayvanların kulak ya da kuyruk uçlarını keserek kan akıtmak

Kıdi kıdi: azar azar; yavaş yavaş

Kızlağaç: kızıl ağaç

Karlamadan: Karambole, gözü kapalı arkasını önünü gözetmeden girişmek.

Karak: Çengel, kapı mandalı

Karakos: Ahırdan çıkarılan ineklerin sevinerek koşuşması

Karamus: Uçurum, yar

Karaneş: Yabancı otların bitmediği çayır

Karapşit: Esmer, çirkin

Kanavat: Kendirin cılız kalmış olan fidesi

Kalkmak: çıkmak, bitmek. Örnek: Her yeri fuful kakti.

Kambal: Çilek ipi, bel kemik iliği

Kıyli: Tepsi

Kudal: Kutala (Rumca). Odundan ucu en az iki çıkıntılı yemek karıştırmaya ve yemek vurmaya (lahana, kabak sutlisi gibi) yarar alet. Rumlar, ilkokul çağındaki çocukların derslerini yazdıkları düz ve yassı tahta levhaya bu adı verirlerdi.

Kugara: Çekçek, ağaçları eğmekte kullanılan çengelli sırık

Kunguş: Yemeğin yanıp dibinin kara bağlaması, insanın güneşten aşırı yanması

Kuskut: Meyve sapı

Kunuba: Sivri sineğin larvadan yeni çıkmış uçabilen hali. Yaşına göre boy atmamış küçük ve sevimli çocuklar için de kullanılır. Kunubanın çıkması/artması yakında yağmur yağacağına delalet eder.

Kofin: Yayvan yaprak sepeti

Kufur: Meyve çöpü

Kadara: Kocakarı

Korutmak: ticarette aldığın/kazandığın para kurtarmak. Örnek: korutmayi beni, yoksa mali daha ucuze vereceğum sağa

Kötü demek: kötü konuşmak, küfretmek

Kafega: Güğüm

Kardiris etmek: Evinde durmayıp sürekli gezmek

Koyunci: koyun çobanı

Köpek işesun suraduna: suratsız, gözüme görünme manasında hakaret ifadesi

Kuvitza: Küçük yayvan sepet

Kosifa: Kara tavuk

Koniza: Bit yumurtası

Kukku: 1. İbibik kuşu. Bu kuşun göçetmeye yakın zamanlarda (yaz başında) tükürmeye başladığına inanılır. 2. Özellikle Ramazan akşamları çocukların oynadığı saklambaç oyunu

Kohraga: Karga

Kobel (rusça): Piç. Rusçada, erkek köpek

Kumuş: Kestane dikeni

Köhil: Gölgesiz, izbe yer

Kadifor: Kapı eşiği. Cin çarpması gibi hastalıklara sebep olur korkusuyla kapı eşiğine oturmak tehlikeli görülür.

Kokoç: Böcek, hamam böceği

Kumul-o: Cumulos (latince) ot yığını, küçük tepecik. Toprak, kum tepeciği

Kara Konculo: Kıllı korkunç efsane yaratık, kara koncolos. Yunanlılarda “kallikantzaros” olarak geçer.

Kortz: Tahta oturak

Kuyiks: Ulumak, acıdan bağırmak

Kösre: Bıçak, orak, balta gibi kesici alatleri bilemeye yarayan ayaklıklı bileği taşı

Kohliz: Sümüklü böcek. Yukarı doğru gittiği zaman havanın açacağına, aşağı gittiği zaman ise havanın bozacağına ve yağmur yağacağına inanılır

Kuluhtera: Ağaçkakan

Kosi: Kuluçka

Kudihra: Bademcik

Kontari: Kısa kütük

Kaful: Çay, fındık ocağı

Kutsa: Elde ve ayakta çıkan nasırımsı yumru

Kumras: Bir nesnenin aşırı kuruyup buruşması, büzülmesi

Kerendi: Tırpan

Kofteleşmek: Aletin körelmesi

Kodoş: Değirmen oluğundaki suyun çarka daha sert vurmasını sağlamak için deliği daraltan düzenek

Kirbi: Çatının sacak kısmı

Korango: Bir tür ot

Kosoğra: Kuytu köşe

Kirva: İşe yaramaz, beceriksiz ve huysuz kadın

Kintzal: Boyun, boğaz

Kobat: Kaba, biçimsiz

Kofkol: Geçilmesi zor, uçurumluk yer

Kotzer: Tahta çanak. Köpeklerin yal kapı

Kolçak: Kendirden örülen, gittikçe incelen ve ucu püskül haline getirilen ip biçiminde sallandığında ses çıkaran çocuk oyuncağı

Kotzak: Güreşte rakibe çelme atma

Koskodar: Becerikli, önder

Kopya (ing): Askerde ölenlerin resmi yolla gelen ölüm haberi

Kopmak: Koşmak

Kongoç: Eskimiş ayakkabı

Korasitza: Pembe silindirik çiçek açan, yapraklarından yemek yapılan bir dağ bitkisi

Komar: Ormangülü

Kolof: Pişirilerek kurutulmuş yuvarlak peynir

Kemre: Hayvan gübresi

Kubas: Yüzü koyun

Kıleba: beton kalıbı yaparken keresteleri veya perdeyi birbirine tutturmak için kullanılan küçük tahta parçası

Kaava: kavga

Kesman: Kestirme, kısa yol

Kılebeç: Düz taban

Kobel: erkek köpek(rusça)

Kıliga: İncik boncuk, oyuncak

Kalovriya: Büyük bedenli hantal kadınlara verilen sıfat

Karkanatz : Değirmende tanenin oluktan akmasını sağlayan oynak kol

Kadarahti: Evin içinden alttaki ahıra açılan merdiven kapağı

Karmakudal: Karmakarışık

Kavara: Yellenmek

Koytak: Alçak ve çukurda kalan yer.

Kot kafa: Aptal, aklı basmayan.

Kubani: Kurban olduğum manasında. Daha çok şefkat göstergesi olarak çocuklara karşı kullanılır. Bir de yerine göre argoda “yesinler” manasına da gelir.

Kukus: Çam kozalağı

Katzan: Sığırın işkembesi

Kudug: Kuş ve tavuk gagası

Kudug atmak/vurmak: Gagalamak

Kıreniden aşağı adamsun: Beş para etmez insan manasında bir deyim

Kasapetra : Sert toprak
Kastaniça : Beyaz kabak
Kontari: ufak ağaç parçası
Korbakor : Sevilmeyen kişileri kınamak için kullanılır
Kot kafa : Aptal, kıt akıllı
Kotila : Ense

Kırık: birine çok düşkün, bağlı kişi. Örnek: anasina çok kırikdu
Kotorecz: Silindir biçimli kalın dışkı
Kukuta: Çay tohumu
Kupas: Ters
Kuplika : Hıçkırık
Kupsi : bir nesnenin, eşyanın uç kısmı

Kaban kabana etmek: kapış kapış etmek; bir yiyeceğin, şekerlemenin tek tek dağıtılması yerine havaya saçılıp kapışılması
Kudalci : Her iki takım veya kişiye katılan kişi. Yedek oyuncu

Kitaba salmak: Birisini yaptığın şeyin kuranı şahit göstermek yemin ett

Kitabarazisen: Kitaba (Kuran) razı isen. Allah aşkına manasında
Kene: Yine

Kaneyakli: Çaresiz, yetim

Konişuk: Kelime, laf, söz, anlaşma manasında kullanılır. Örnek: Aramuzda bi konuşuk vardu

Konuşuk etmek: Konuşarak anlaşmak, sözbirliği etmek

Konuşukli: konuşkan, hoşsohbet

Kara dayak: Aşırı dayak atma, öldüresiye dövme

Kesualmak: Mecazen birine çok benzemek. Örnek: Sayim bobasini kesualmiş

Kara ateş: Ocakta ya da açık arazide yakılan ateş

Kemane vurmak: Aldırış etmemek, bildiğini okumak. Örnek: Ne anlatursan anlat o kemane vuriy

Kovermek: Koyuvermek. Boşamak. 2. Altına yapmak. 3. Bir şeyi birisine verilmek üzere saklamak

Kardeş payi: Fındık kabuğunun içinden iki tane yapışık fındık çıkması durumu

Kaca kaç etmek: Hızlıca kaçmak, uzaklaşmak

Kanduruk atmak: Çocuk dilinde kandırmak, aldatmak

Kandurikçi: Çocuk dilinde kandıran, aldatan

Kaku kovermek: Kızgınlıkta aşırı gitmek, sinirinden ağzına geleni söylemek, önüne gelene kızmak. Örnek: Sinirinden kakti koverdi

Karar/Bi karar olmak. İki nesne veya insan arasında fiziki ölçülerin ve ruhsal durumların uyuşma durumu. Akran, yaşıt 2. yemeğin tadında pişmesi

Kırokmak: Korkmak

Kabilara kalmak: kimsesiz kaldığı veya ihtiyar, alil ve elden ayaktan düştüğü için başkalarının evlerinde kalmak

Katzan: kesilen hayvanın sindirim organları, ciğerleri ve sakatatına verilen toplu ad

Korguzan: Çocuk dilinde korkak

Kot: 5 kiloluk tahıl ölçü birimi

Kugul: Cuculla (lat) coceletta (it). Kukuleta. Meme ucu. Başa takılan bere, fes türü başlıkların üst uç kısmı

Kukulega: Kukuleta

Köpek görsun suradini: Onu görmek, onunla karşılaşmak istemiyorum manasında bir ünlem ifadesi

Köpek işesun suraduna: Hakaret ifadesi

Kirgilas etmek: Silkmek, sarsmak. Samanının ayrılması için teknedeki mısır tanelerini veya unu silkmek

Konşi: Komşu

h: Çocuk dilinde “pislenme, kirlenmek.” Örnek: Girma çamura kıh olursun.

Kapturmak: birden ve hazırlıksız vurmak. Örnek: Kapturdum oğa tokadi

Kaydi mi eymelerune/ahiraltlaruna: Söz, nasihat dinlemeyip başını gözünü yaran, sakatlanan çocuklara söylenen “gördün mü gününü” manasında bir ifade

Kavran: Yağın konulduğu kap

Koros etmek: Ateşte kurutulan bezin kavrulmuş hale gelmesi. 2. Yeterli güneş almamaktan ötürü çamaşırın veya otun tam kurumayıp yaşımsı halde olması

Korbagor (fars): Farsça “mezara kadar yolun var” manasındaki Gur-be-gur ifadesinin dönüşmüş hali. Hortlak, p.ç manasında küfür

Karnal:Yük taşınan ipin içinden geçtiği sıkıştırma görevi gören bir nevi ağaç toka

Kambal: Bel, kemik iliği. Yabani çileğin (hamucara) dibinde biten sicim şeklinde bitki

Kokoç: Böcek, hamam böceği

Kastanica: Bir fındık cinsi

Kapi başi: Evin dış kapısının hemen üstünde bulunan aydınlatma lambası. Örnek: Kapi başini kapat

Kutuçi : Kuş gagası

Klebaj: üzerine sıva yapılmadan veya çimento dökülmeden önce zeminin taş dolgu ile doldurulması işlemi

Kudi kudi: Köpeğe seslenme

Kavara: Osuruk

Kebur: (“k” harfi kalın telaffuz edilir). Kabir
Kalifga: küçük kutucuk. Daha çok kibrik kutusu için kullanılır. Örnek: Bi kalifga kibrit

Kunzi: Sobaya üflemek için kullanılan ketenden çubuk, ince bacaklılar için kullanılır. Örnek: Kunzi bacakli

Kalop: Kalıp

Kurut: Minzinin top yapılarak güneşte kurutulmuşu.

Kolof: bi somun ekmek

Karamiş: Kara yemiş

Kabukçi: Başkasının evinde yemek yemekten hoşlanan kişi

Kasgarina: Örülmüş frodiko bezini tezgahta kesmek

Kırk güne çıkmam: Aşırı ve ani bir korkuya maruz kalma durumunda söylenen söz

Kim bilisun: “Kim bilir” anlamında. Örnek: Kim bilisun nasi adamidi

Komsilamak: Birisinin arkasından çekiştirmek, kovuculuk yapmak

Karşi beri: Karşılıklı, yüzyüze

Keren-m: Kere. Örnek: Bi kerem bizum buranın yaylasi yok

Kesim almak: Bir işin fiyatı veya ücretini Götürü

Kurşum: Kurşun

Keh/ğan: Yeni ekin döneminde daha verimli olması için tarlayı çapalamak, büyük toprak kütlelerini ufaltmak

Kulis etmek: hamsinin kafasını koparmak

Kalega: Çocuk dilinde buzağı

Kötü kişi olmak: Bir kötülük, yanlışlık dolayısıyla adının kötüye çıkması, birisiyle aranın bozulması, düşmanlık peyda etmek. Örnek: Kimselan kötü kişi olma

Kes/ilmek: Bir şeyin bozulması, mahiyet değiştirmesi. Örnek: Hava kesti. Sut kesti

Kaçma gitmek: Ebeveynin ve ailenin rızası olmadan kaçarak evlenme

Kuduk: Gaga

Kız kabinun arkasina: Kızın ne önemi var manasında bir deyim

Kuduglamak: Gagalamak

Kopmak: Bir yerden ayrılmak, kalkmak, çıkıp gitmek

Kefenk taşi: Diğer adı pomize olan ve kolay işlenen bir tür yumuşak taş

Kalem: Baca uzantısının çatı üzerinde kalan kısmı

Kuyuzma: sesin çıktığı kadar bağırıp çağırma

Kurt kızanı: hayvanların çiftleşme zamanı

Kudalis etmek: Bir şeyi karıştırmak, karmakarışık etmek

Kupli: Kilit

Kupliga: Hıçkırık

Kaşuklan yemek: Güzel havalar için söylenir. Örnek: Mübarek ne hava, kaşuklan yeni

Koşmak: Bir eşyayı veya nesneyi ilk defa kullanmak. Örnek: Bi orak aldum, hiç koşulmamişydi. 2. Birine bir iş yaptırmak. Örnek: Bu işi yapmağa kim koşdi seni?

Kolan: Ahşap evlerde dış duvara yerleştirilen taş dolmaları kalıp şeklinde bir arada tutan tahta parçaları

Kendume (fars): Gendüm, buğday. Buğdaydan yapılan ve yağli balli de denilen bir tür yemek Kuskus: Çam kozalaklarını oluşturan çıkıntılar

Kongolof: Vücut ölçüleri biçimsiz insan

Kalovra: İri yapılı, pehlivan vücutlu insan

Kutribega: Cüce, küçük boylu insan

Koka: Yaşı gelmesine rağmen ayağını basamayan çocuk

Kabis: Değirmelerde mısır öğütme ücret karşılığı olarak değirmenciye verilecek mısırı ölçmeye mahsus yaklaşık bir kilo ölçeğinde tahta kap olup aynı zamanda bu ücretin de adıdır. Bir çuval mısıra karşılık bir kabis mısır verilir.

Kamaros etmek: Düğünde gelinin baba ocağından ayrılması dolayısıyla ağlaması

Kot şişurmek: Keyfine bakmak, gamsız olmak

Ködine değermen taşi olmak: Üşengeç olmak, oturduğu yerden kalkamamak

Kolot: İnek ya da koyun sütünün yağı alınarak pide biçiminde üretilen bir peynir türü

Kakuc: Yan yan yürüyen, mecazen işe yaramayan kişi

Kocuyo: Boğmaca

Kundo: Uyuşuk, hareketsiz kişi 2. Kaza veya sakatlanma nedeniyle ayak parmaklarından biri eksilen kişiye de denir

Kabiçal: Değirmene giden arkın suyunun gerektiğinde kesilmesine yarayan tahta tıkaç

Kalofka: On tane kibritin sarıldığı paket

Kotla: Ense

Kokana: Yaşı gelmesine rağmen ayağını basamayan bebek

Kopal: Kuru mısır tanelerini koçanından ayırmak için yapılan vurma-döğme muamelesinde kullanılan odun parçası

Kırkla/nmak: Anne ve bebeğin doğum sonrasında içine kırk taş konmuş bir leğen içinde 40 gün boyunca yıkanması

Kondofoz: Vurdum duymaz, umarsız kişi

Kobales: Kara kabak

Kopuç: Doğuştan değil de sonradan el parmaklarından biri kopan insan

Külür: Bezelye

Katma: İplik

Kadeh: Bir yemek türü

Kavrohto: Pancardan yapılan bir yemek türü

Kabukçi: Başkasının evinde yemek yemekten hoşlanan

Kırkbir taş: Dinen necis sayılan bir hayvanın ıslak veya sulu şeyle dolu bir kaba düşmesi üzerine o kabın kırkbir taşla birçok defa yıkanması

Keyvan: İyi, lezzetli yemek pişiren maharetli kadın

Kolencaş: Dokuma tezgahında dokuma yaparken ipin karışıp düğümlenmesi

Kursi: Mısır püskülü

Kotza: Sepetin düzgün ve dik durmasını sağlayan ayak

Kongoş: Sığır derisinin ayak kısmı

Kumbulera: Ahşap evlerde çatıyı taşıyan en üst orta kereste, mahya, omuz ağacı da denir

Kavran: Dizme tekniği ile tahtadan yapılmış peynir, yağ ve tuz kabı. Dip kısmı geniş, ağız kısmı dardır

Köstere: Döşeme için yanyana gelecek tahtaların kenarlarına dişi-erkek dişler açan bir tür rende

Kundi (fars): Kunt. Yuvarlak veya elips hale getirilmiş şey. Yağ kundisi: Taze yağın kaşıkla yuvarlak hale getirilmesi

Kalif: Kesilen odunların birbiri üzerine dizilmesiyle oluşan dize. 2. Tarla başında kulübe

Prosoban/porsapan: Beşikte çocuğun kollarının bağlandığı bez

Kotila: Ense

Korza kalmiş: Evde kalmış, kocaya gidememiş yaşı geçkin kız

Kaganis etmek: Tavukların bir tehlikeyle karşılaştığı veya ürktükleri anda acı acı bağırması

Karkalaç: Eşek fasulyesi

L

Luba: Yalak

Luzma: Islanarak ağırlaşmış

Langur lungur konuşmak: Kabaca ve düşünmeden konuşmak

Langur lungur yuvarlanmak: Paldır küldür yuvarlanmak

Lans: İneğin baldır kısmı

Lülük: İçi boş boru gibi olan

Lüris etme: Ağlamaklı olmak

-lari/a: Fiilerin sonuna eklenen çoğul zamiri. Örnek: Gördumlari (Gördüm onları)

Ligonizma: Çok sulandırılmış, lezzetsiz ayran

Levin çevirmek: Sıkıntı vererek dolaşmak

Lomlok: Dalı budağı olmayan, düzgün

Lahti: Köpek için yontulmuş odundan yapılan yal kabı

Labaza: Yabani, zehirli geniş yapraklı bir bitki türü

Liksiya: Çay üstünde yayılan sarmaşık türü

Limis: Kokuşmak

Lazut: Mısır

Lavol: Kötü yaratık, şeytan. Beddua ve kınama ifadesi olarak da kullanılır. Örnek: Lavollar yesun seni

Lahmas etmek: Halsizlenmek, gevşemek, çökmek

Lalotso: Çıplak, otsuz, ağaçsız yer

Lori: Özellikle karakabağın dilimlenmiş hali

Livri: Şırfıntı kadın

Lemsa sığır: Bol süt veren bir sığır türü

Loks olmak: İyice ezilmek

Ligoritsa: Kökü yenen ve ilkbaharda yetişen bir bitki

Likunts: Tatsız, lezzetsiz

Likron: İki vadi arasında kalan eğimli sırt

Limas: Karın erimeye başlaması

Lom: Taş vb. sökmek ve sırık dikmek için toprak delmeye yarayan uzunca demir alet

Loha: Sıcak rüzgar, esinti

Ladaris etmek: Acı acı bağırmak

Livor: Tabanca. İnce siyah meyveleri olan acı ot

Lobut: Hantal, kaba, çirkin

Lolo: Beceriksiz, işe yaramaz

Loşo: Kalın dudaklı

Levli: Yarma odun

Lahmi: Uyuşuk, işe yaramaz kişi. Tatsız tuzsuz yemek

Litroba: Kutsal su, ayazma, Hıdrallez günü (22 temmuz)

Lamli: Koca burunlu

Ligarba: Ormanda yetişen nohut büyüklüğünde siyah tadı mayhoş bir meyve

Lifor:  Çayırlar kesildıkten sonra yetişen taze ot

Landara landara gezmek: Avare avare dolasmak
Lekur : Uzun boylu kimse

Liplip etmek: Lafı ağzında gevelemek
Lenguri : Uzun boylu, hantal adam

Livor : Yabani yemiş veren bir bitki

Laski: Mantar

Limera: numara
Lobiya (Fr) : Fasulye

Leğras etmek: Su, yağ, sirke gibi akışkan maddelerin bozulma, kokuşma gibi sebeplerle katılaşarak yapışkan ve tiksindirici bir hal alması
Ladaris etmek: Acıdan bağırmak, çağırmak
Layinga: Salıncak

Livoris olmak: Aceleden, korkudan öteye beriye koşmak, ayakları birbirine dolaşmak

Luluzma olmak : Islanmak, suya doymak

Lob olmak: Adamakıllı ıslanmak, yağmurdan sırılsıklam olmak

Lister: Kap şeklinde, sapsız süzgeç

Labara: Kalçasını aşırı ve kaba şekilde sallayarak yürüyen insan

Livoris olmak: Temebellik etmek

Leya: Doğuştan insanın vücudunda olan siyah veya kırmızı doğum lekesi

Lubega: Sobanın ateşini harlandırmak için içine üfürülen uzun ince demir sopa

Laluga: Aklı kıt, saf kişi

Likmen: Teneke veya sacdan yapılan, dört köşe, içerisinde gaz yağı ve fitil bulunan küçük fener

Limici: Papaz eriğine benzer ekşi yeşil erik

Lişer: İki avuçluk bir ölçü birimi

Levri: Yanmakta olan odun ve onun közlü baş kısmı. Eskiden komşular sobayı yakmak için bu şekilde birbirinden köz alırlardı

Lastara: Forotiko bezi dokuma sırasında çahra vasıtasıyla kalama sarılan 10 kalamlık kendir ipinin konduğu alet

Landara : Avare

Labara :  Ciddi olmayan, döneklik edebilen kişi

Longoz : Kaba herif

Lübega : Tahta su tabancası

Luzma: Baştan ayağa iliklerine kadar ıslanmak

M

Manaç: İneği yemliğe bağlamak için kullanılan ip

Malez : Mısır unundan yapılan tava yemeği
Manca : Kazan yemekleri veya çorba

Mihina: Devamlı burnu akan sümüklü çocuk

Milos etmek: Tahılın iyi kurumamış olması dolayısıyla değirmende iyi öğütülememesi ve iri taneli çıkması 2. Değirmenin rutubet, kıran eksikliği vb. sebeplerle iyi öğütememesi, durması

Miyanci: Orta, ara (farsça). Damat adayına gelin, gelin adayına damat bulan kişi, çöpçatan

Mezere: Daha çok uzak yerdeki tarlaların kıyısına yağmur yağdığında içine sığınmak ve toplanan mahsulü veya kesilen otu geçici olarak içinde saklamak için yapılan derme çatma kulubemsi yer

Madiga: Ebe olan oyuncu içinde buşunduğu yuvarlak çizili alan içinden 30’cm lik küçük bir sopayı sırası gelen oyuncuya havadan atar. Oyuncu da elindeki 1’m lik bir çubuk ile gelen sopaya havadayken hızlıca vurup mümkün olduğunca uzağa fırlatır. Ebe, sopanın peşinden giderken oyuncularda hep beraber koşup ellerindeki sopalarla ebenin çizili alanını kazmaya çalışırlar. Ebe ise hızlıca geri dönerek elindeki sopayı çizili alanını boş gördüğü oyuncunun yerine bırakır. Bu sefer ebelik karşı oyuncuya geçer.

Moma: Mama. Ekmek

Mucuk: Beceriksiz

Meerem: Mahrem

Meeremi olmak: Şahısların birbirine kan veya sıhrıyet bağından akraba olması. Örnek: O, bizum meremumuzdu.

Mahlas etme: Halsizlenme

Mamulis etme: İsteksiz ve iştahsızca yemek veya yer gibi yapmak

Melenk: Verimsiz arazi

Maaga: Çocuk dilinde inek. İneğin çıkardığı ses “ma” ile şefkat ve sevgi belirten son ek “ga” nın birleşmesinden oluşmuştur.

Midar: Dokumacılıkta alt ve üst ipleri ayırmak için kullanılan alet

Milliyetçi: Akraba ya da hemşehrilerine düşkün kişi

Mimit: Sivilce, ince uretamin

Makasluk: çayın makasa gelecek kadar yeşermesi

Mamuç gelmek: Ölçüde eşit, denk gelmek. Özellikle misket oyunlarında oyuna başlamak için başlangıç çizgisine atılan misketlerin aynı hizada gelmesi

Mamuris etmek: Ağzını yayarak yemek yemek

Mihla burun: Ezik ve düz burunlu

Madafit: Çay, fındık gibi fidanlı bitkileri fidelemek

Mungarabis: İnek bağırtısı

Murmulizma: Mırıltı şeklinde karşılıklı konuşma

Mirmiga: Karınca

Momol: Meyve kurdu

Mamula: Diken gövdesinde boncuk büyüklüğünde salkım halinde asılı bir tür meyve.

Maruşka: Çok yaşlı kadın

Munzur: Dudak

Munzur asmak/etmek: Surat asmak, surat yapmak

Muni: Kadın cinsel organı

Mirmigas etmek: Ayağın veya elin uyuşması, karıncalanması

Misilim: Örnek gösterilecek kadar güzel insan ve nesne. Örnek: O misilim adami birakti da gitti. Misilim eteği mafetti

Matruga: Mıtraka (Ar). Küçük balyoz, demir çekici

Meseleko: Ahşap evlerin çatısını sağlam tutmak için duvardan duvara uzatılan kalın ağaç kalas

Mandaros etmek: Sarmaşıklı sebze bitkilerinin sarmaşık uçlarının verimsizlikten dolayı kıvrılması ve uzamaması

Mübayaa (Ar): Satın-alım. Köylerde bulunan çayevlerinde eksper kontrolünde çayın alınması

Müstahsil (Ar): çay üreticisi

Mazudal: Hayvanların pek tercih etmediği kenarları tırtıklı bir ot türü, eğrelti otu

Murç: Taş kırmaya yarayan yayvan büyük çivi

Menkrel: Vahşi suratlı, kötü insan

Miran : Yaylalarda ve mezrada yazın kullanılan ahşap yığma tek katlı ev

Mudara (ar): İdare’den. Minnet etmek
Murmuris etmek : Fiskos etmek

Miroliya: 1. Hmasiyle yapılan bir tür yemek 2 İçyağ, taze soğan ve prasa ile yapılan mısır ekmeği

Megadir (Ar): Kadir, değer bilmek

Mezene etmek (Ar): Mazenne. Şüphelenmek

Makoş: Kilim dokumada mekik

Mahura: Bir tür fındık

Mimil: Ufak tefek

Mustarevliya: Üzüm sıkılırken çıkan şırasından yapılan bir tür yemek

Mizmici: Çok titiz kişi

Megereme/meğereme/meğersem: Meğer, sanki

Migab (Ar): Muk῾ab. Metre küp. Örnek: iki mikab çakıl

Menşur: Meşhur

-meli: zaman zarfları ve fiillerin sonuna gelip Türkçedeki “leyin” ve “zaman” manasını verir. örnek: ovlemeli, kindimeli, gecemeli, gelecekmeli

Meeşur: Meşhur

Muh: Mıh

Mizğıç: Cimri, mızıkçı

Mumkin: Bir işin aşırı ısrar ve uğraşıya rağmen gerçekleşmemesi. Örnek: Bi mumkin gelmedi. Bir mümkin anlamadum ne dedi.

Mucurum: Sakat, beceriksiz, sakar

Meremet etmek: Merhamet etmek

Miksiya: Sümük

Marazi almak: Delirircesine kızmak, çılgına dönmek. Örnek: Gene aldi’a marazi

Maroslamak: Özellikle bitkiler için sıcaktan büzüşmek, sıcak etkisiyle kendinden geçmek, solmak, cansızlaşmak

Mazğalaş: Cevizin yeşil kabuklu kısmı

Mağnat: Muannid (Ar). Korkak, zayıf karakterli, inatçı, pimpirikli ve evhamlı kişi

Memediga kuşi: Serçeye benzer renkli bir kuş

Muhabbetli olmak: Birisiyle çok samimi olmak, aranın iyi olması

Merak vermek: Merak etmek, aşırı ilgisini çekmek, bir şeyi garip, acayip bulmak. Örnek: Çok merak verdi bağa, bakacuğum neydi

Mamaç: Şişman

Manaç: İneğin boğazına geçirilerek ahıra bağlanan kendir ip

Mengrel: Kötü, edepsiz insan

Mudaleps: Bebeğin emeklemesi

Makoç: Forodigo tezgahının bir parçası

Moziga: Gebe olmayan ve sağılmaya devam eden inek

Miroliya: İçyağ, taze soğan ve prasa karıştırılarak yapılan mısır ekmeği

Mumuda: Beceriksiz

Marugas: Hayvanın geviş getirmesi

Mudara etmek (ar): Birine minnet etmek

N

Nemnaga: Çocuk dilinde yemek, mama

Nacar çocuk: Bedensel engelli çocuk 

Natomermer: Zeki olmayan, kafasız

Nusga: Muska

Ne var niyedune?: Amacın ne, ne yapmayı planlıyorsun?

Nazara: İneğe söylenen sevgi, şefkat ifadesi

Nedu: Ne oldu?

Nağnaga: Yavaş, üşenik iş yapan

Ne iş oldi bağa: “Mahvoldum, başıma ne iş geldi” manasında endişe ve üzüntü bildiren bir deyim.

Neluk, niyun: Niçin, neden

Nanuris etmek: 1. Üşenmek, üşenik hareket etmek. 2. Ninni etmek

Na: “Al, işte, burada” manasında. Örnek: Kalemi mi araysun?. Na na buyadu.

Neluktur: “Nasıl oldu, ne oldu, niçin öyle oldu” manasında bir soru edatı

Nezetli: Lezzetli

Ne halun var: Halin keyfin nasıl?

Ne hoş: Beklenmeyen, alışık olunmadık bir durum karşısında kullanılan Nasıl, ne oldu, hayret manasında şaşkınlık ifadesi. Örnek: Ne hoş gelmedi. Mehmet gelmiy bizlen? – Ne h

Nereye kaldi: Nerde kaldı. Örnek: Halen daha bekliyruk oni, nereye kaldi?

Ne hallan: Ne zorlukla, ne şartlarda

Nemune: Numune

Nezzet: Lezzet

Nunuga: Uyuşuk

Ne yana: Hangi tarafa, nereye

Ne zorun var: Ne oldu da, ne sebeple manasında. Örnek: Ne zorun variydi da vurdun’a

Nemazbaşi: Kuran’ın son cüzünde Fil suresinden Nas suresine kadar olan ve namaz sureleri olarak adlandırılan sureler

O

Oflan: Raf

Obi: Öbür. Örnek: Obi taraf. Obi gerisi

Ordi: Örtü. Evin çatısı

Oa/ğa: Ona

Ocakbara: Ocakbaşı, evin ateşlik kısmındaki oturma yeri

Olar: Onlar, giller anlamında bir son ek. Annem-olar. Teyzem-olar.

Oksobis: Yaramaz

Oleluklen: Öylelikle, öyle olmasına rağmen

Oynicak: Oyuncak

Oturakli: Oturmasını kalkmasını bilen, ağırbaşlı

Oğramak: Uğramak

Ofuruk: Üfürük

Oğ/Oğune/oğunden: Önceden, önden

Oğ vermek: Ön vermek, birini öne çıkarmak, yolunu açmak

Ole: Öyle. Örnek: Habuni bi daha yaparsan doğerum seni. Yapamazsun. Ole mi yaparum. (Öyle yaparım ki)

Orak ayi: Temmuz ayı

Oğure gelmek: Öküzlerin kızışması ve çiftleşme zamanının gelmesi

Oğortlamak: Dağınık bir yeri veya nesneyi toplamak, düzene koymak

Ogi: O ki, madem ki, ne zamanki manalarında. Örnek: Ogi gelmiycesun niye demedun. Ogi seferberluk çikti, hep askere gittile.

Ondan sıkındi etma: Onu sıkıntı etme, kafana takma

Orginmek: Ürkmek, korkmak

Ossaydi: Daha olsaydı manasında. Örnek: Yemeği hep yedi mi?. Ooo daha ossaydi.

Oysam: Oysa, oysa ki

Oleluklen: Öyle, o şekilde

Ovle: Öğle

Oni arama: “Onu hiç sorma” manasında. Örnek: Yoli mi sorayisun. Oni arama, belediye ole bi yol yapti ki.

Odur komak: Oturtmak

Ordesi: Ertesi gün, pazarordesi

Olmak: Muhatabın dediğinin anlaşıldığını ifade eden tasdik ünlemi. Örnek: Haa, ole oldi. (öyleyse tamam veya şimdi anlaşıldı)

Ora/sı: Bu işaret sıfatı, kendinden önceki kelimeyle birleşerek başındaki “o” harfi düşer ve “i,ı” ye dönüşür. Örnek: Boşkaldira (boş kaldı ora/sı)

Odurkomak: Oturtrmak

Orakluk: Otun orakla kesilecek kadar büyümesi

Oni de da de: Muhatabın sözünü onay, doğrulama manasında söylenir “haklısın” demektir. Çoğunlukla üzüntü verici ve olmaması istenen bir durum söz konusu olduğunda kullanılır. Örnek: Keşke oraya hiç gitmeseydi – oni de da de

Oynamak: az ve değersiz görmek. Örnek: sen  bu kadar funduklen oynay misun?

Ofuruk: Üfürük. Kendirin içi oyularak veya demirden yapılan 1 metre uzunluğunda, ateşe üflemeye yarayan içi delik alet

Oksobis: Yaramaz çocuk. Görgüsüz, huysuz, yabani tabiatlı insan

P

Peşko: Saç soba

Paluze: Su, şeker, nişasta, pekmez ve tereyağıyla yapılan bir tatlı. Tencereye nişasta, şeker ve su konularak koyu muhallebi kıvamına gelene kadar pişirilir. Kaselere konur. Üzerine isterseniz pekmez yahut kızdırılmış tereyağınla sıcak olarak servis yapılır

Pines: Kümes

Puli: Yavru 2. Bazı sebzelerin küçük hali,3. Göz bebeği

Pehil: Cimri, aç gözlü

Pubidis olmak: Ahlanıp vahlanmak

Pasal: Hayvanları bağlamak için yere çakılan kazık. 2. Odun yarmayı kolaylaştırmak için yarığın arasına sıkıştırılan veya el hızarı çekilirken sıkışma durumunda araya konulan ucu sivri odun parçası

Pasa: Sürekli, devamlı, hep.  Örnek: Pasa yemeğun suyindan kodi

Peygamber ogizi: Siyah, parlak iri kabuklu bir böcek

Peleveris: Kaba, çirkin

Pasarina: Ağacı kaldırıp yuvarlamak için altına sokulan kaldıraç ağaç

Pisa: Cam sakızı

Paronim: Lakap

Pazarisa: Kuru fasülye, soğan, tereyağı, salça ve bulgurla yapılan bir yemek

Panfi: İneklerin yemlendiği yer

Peyşağa: Başaşağı

Purdul: Elbise ve kumaş eskisi

Pikro (yun): Acı, kekremsi tat

Payina gitmek: Peşinden gitmek, takip etmek.

Pandol: Pantolon

Peşine bayılmak: Birisini çok sevmek.

Peke: Gündüzleri oturmaya geceleri yatmaya yarayan tahta sedir.

Paklamak: Allah paklasun seni

Padşaha fetva vermek: her şeyi bilmek, her şeyden haberdar olmak ( daha çok zeki ve konuşkan çocuklar için kullanılır)

Peşine kaçmak:  Kızın erkeğe kaçması

Pistas:  Kuru ve ham meyvanın boğaza tıkanması

Planya: Uzun marangoz rendesi

Parkmak: Bırakmak

Pistas olmak: Ekmeğin boğaza tıkanması

Paruks: Bir aletin düzeltilmesi, tamir edilmesi, küçük bir bakımdan geçirilmesi. Mesela bir kazmanın körelen ağzının bileylenmesi işlemi

Podosi: Fare ve haşerat tırmanıp içerdeki ürünü yemesin diye seranderin direklerinin üst kısmına yerleştirilen ters elek şeklinde düzenek

Palavaris (etmek): İple yük taşıyan kişi, yükünü sıktıktan sonra elindeki ip uçlarını omzundan geçen ipe omuz altında birkaç defa dolamak.

Pubuga: Çıtkırıldım, nanemolla

Purbutli: Yüzeyi kabarcıklı, tırtıklı olan nesne

Panefor: Sırta, omuza alınan yükün deriyi ezmemesi ve rahat taşımayı sağlaması için kullanılan eski paçavra elbise

Pali: İskemlenin ayaklarını birbirine kenetleyen çubukların adı

Pupuga: Çıtkırıldım, çekingen, beceriksiz kişi

Padadiga: Havale hastalığı

Panosamli: Ot veya yaprak sepetinin iyice doldurulup bastırıldıktan sonra yükün en üstünün kubbe şeklinde yapılması

Patoma: Ahşap evlerde kalın döşeme tahtası

Patulas etmek: Karın lapa lapa yağması

Parahom: Yeni toprak üstüne çıkan kabak fidelerinin etraf toprağının ve gübresinin düzenlenmesi

Pezohra: Lakap

Pancar sirkelisi: Pancardan yapılan tatlı bir tür yemek. Pancar kökü önce iyice suyla temizlenir, ve suyun içinde pişirilir. Sonra şeker, sirke, sarımsak ve biraz tuz karıştırılarak yenir.

Pilastera: İnekten sağılıp biriktirilen sütün üstündeki kaymağın alınıp altında kalan sütten yapılan bir peynir türü

R

Rahruga: Kırık dökük, külüstür şey, alet

Rahmetluk ankman: Ölen birisinin ardından adı anıldığında “Allah rahmet eylesin” demek

Rilas etmek: Sıcaktan terlemek, yapış yapış olmak

Rezali-ga: Sümük-lü

Rahnafol: Örümcek ağı

Roke: el dokuma tezgahının bir parçası. Mısırın kurutulup tavana asılı hali.

Rakan: Yokuş

Rahna: Örümcek

Rinis olmak: Tembel tembel, üşengeç iş yapmak, gönlü işte olmamak

Rosaga: Dere kurbağası

Rahti: Çit

R/yozgar: Rüzgar

Rahatluklan tükenmek: Bir dua ve temenni cümlesi. Rahat ve mutlu yaşayıp ölmek

Roge: Mısır koçanı

Rogobol: Dokuma tezgahının bir aksamı

Reza: Bir şeyin yosun bağlaması, sararması

Reni: Uzun boylu kişi. Örnek: Reniden aşağı adamsun

Rofiya: Bebeğin doğum sonrasında başının ön kısmında oluşan geçici pütürcüklük

Rimis etmek:  Peynirin ekşimesi, bozulması

Rogoster: El veya otomatik dokuma tezgâhlarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri, uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç

S

Salut: Bir tür ot

Sav sav etmek: Savmak, uzaklaştırmak

Sehil: Dilenci

Saza: Bir tür ot

Soyinmak: Sönmek

Sual vermek: Cevap vermek; hesap vermek. Örnek: kebure nasi sual vereceğuk?

Subara: Elif cüzü

Sütlaç: Kara haber. Düğünlerde en son yemek olarak geldiğinden bundan sonra başka bir yemek gelmyecek anlamında bu tabir kullanılırdı.

Sinağuş: Deneme, sınama

Sevilur kemuğu olmak: Cana yakın, sevilen bir yanı bulunmak

Sumuç: Baş parmak ile işaret parmağı gergin halde iken aralarındaki uzaklık

Sihleka: Zayıf, cılız

Sari maraz: sara hastalığı

Saysana: Dini ve geleneksel törenlerde dağıtılan hediye kumanya

Sığna: Yara izi

Seeb: sebep

Sığran: Isırgan

Sevinmiş: “Hayırlı, uğurlu olsun” dua ifadelerini tamamlamak için söylenen ve “sevinç, neşe içinde…” manasına gelen kalıp söz. Örnek: Sevinmiş bayramlar/günler göresun. Sevinmiş odurun

Sadde: Sadece

Sa/ğa: Sana

Say/i: Sahi. Örnek: Sayi dersun çecuk

Sinor taşi: Sınır taşı. Komşu arazileri birbirinden ayırmaya yarayan işaret taşı

Sarmak: Sevmek, hoşlanmak. Bu oyun çok sardi bağa

Sebediga: Küçük sepet

Selbab: bir armut çeşidi

Sus: Nerdeee manasında bir ünlem. Örnek.Adamdan bi ra para istesek veru mi?- Sus!

Sifte: Siftah, başta, önce

Surmiga: Bir tür ot

Suruşmak: Oyalanmak, tembellik yapmak, eğlenmek

Saklamak: İnek, öküz beslemek, bakmak

Sinir tepemden aşiruyi: Aşırı sinir halinde söylenen “Sinir tepemden çıkıyor” manasında bir ifade

Soyutmak: Söndürmek

Seflen: Arapça “sehiv” kelimesinden, bir şeyi yanlışlıkla, istemeyerek yapmak

Sardum oğa çubuği/dayaği: “Verdim ona dayağı” manasında iyice dövmek

Sufat-suz: Suratsız, yüzsüz, arsız

Sımarlamak: Ismarlamak

Seren: İskemlenin bağlantı çubuğu ve mısırların asıldığı uzun çubuk

Sükut durmak: Sessiz olmak, ses çıkarmamak

Sorsan: Güya, sözde, sözüm ona manasında. Örnek: Hiç bi şe yaptuğu yok. Sorsan bu geminun kaptanidu

Sayim: Sanki

Sevinmiş günler göresun: Sevinmiş günlere kalasun. sevinç, neşe, gönül huzuru içinde yaşayasın, manasında dua ve iyi dilek ifadesi

Soğun: Bari, hiç olmazsa

Sabaha çikmayasun: Sabahı bulmayasın, manasında beddua

Savah: Salak

Sihmanca: Buğdaydan yapılan bir yemek çeşidi

h: Sık

Safi: Sırf, sadece, tamamen. Örnek: Kabun ici safi becuk doliydi

Sirim: Sırım’dan. Birbirine bitişik olan dar, uzun tarlalardan herbiri

Siğirlari yapmak: İneğin günlük yemleme ve sağım işlemini yapmak.

Surmiga: Yabani patates

Sakonar: Değirmende mısırın ilk döküldüğü üçgen ahşap düzenek

Savraliga: Kirli, pis, pasaklı insan

Seg/hulluk: Ağır nemden ötürü havanın boğucu olması

Sorah (fars): Dağ yamacından aşağıya doğru inen yarık, boşluk. Omuzda taşınamayacak ağaç tomruklar daha pratik olsun diye bu boşluktan aşağı yuvarlanırdı

Sumuç: Bir karışlık uzunluk ölçüsü

Salmi: Örülen forotiko bezinin sarıldığı ve değnekle çevrilip sıkıştırılan tezgah aksamı

Saraba yatmak, kesmek: Bir ev veya yerdeki insanların hastalıktan muzdarip olması, yatak yorgan yatması. Örnek: Evun külfedi hastaluktan saraba kesti

Sebetluk: İneğim işkembesinin olduğu karın kısmı

Ş

Şoldoho: Dağınık, pespaye adam

Şaşaf: Çarşaf

Şarba: Echarpe (Fra), scarf (ing), şarf (rusça). Eşarp. Başörtüsü

Şafliz: Salya şeklinde tükürük

Şalvar: Belin demire geçti bağlantı yeri

Şalega: Çocuk önlüğü

Şaravaz: Üzerinde ezilerek üzüm suyunun çıkarıldığı tahta düzenek

Şina: Kolay çözülecek şekilde bağlanmış düğüm

Şivril asmak: Küsmek

Şuruzma: Islık

Şart/um olsun: Bir şeyi yapmaya yemin etme, şart etme ifadesi. Örnek: Şardum olsun döğecuğum seni

Şiftil: Dudağı çıkık ve çirkin olmak

Şaf: Kulakları büyük olmak

Şilir/z: Dayak veya yaralanmadan ötürü vücutta oluşan iz ve kabarmalar

Şiliz kalkmak: Bir nesneyle vurulan yerin kabarması

Şi etmek: Çocuğu işemeye teşvik için veya sümkürmesini kolaylaştırmak için denir

Şuftulis etmek: Bir işi gelişigüzel yapmak
Şurdalis etmek: Kıçının üzerinde kaymak

Şodis etmek: Fışkırmak, tazyikli akmak. Örnek: Burnindan kan şodis etti.

Şurdariya: Dağ yamacından aşağıya doğru inen dik yarık alan (kesilen ağaç tomrukları buradan kaydırılarak taşınırdı)

Şeytan yesun seni: Bir tür beddua

Şildak: Oynak, hareketli kişi

Şuruks: Islık

Şela: Ağız suyu, çocuğun salyası

Şelasini kesmek: Çocuğun akan salyasını durdurmak için yapılan ilaç; çocuk akarsuyun altına getirilir, tükürmesi istenir, tükürükle birlikte akarsuyu ilaç yapmasını bilen bir kadın makasla keser, bu sırada ilacı yapan kadına orada bulunanlar birkaç defa “kimun şelasini kesiysun?” diye sorar, o da çocuğun adını zikrederek “Huseynun şelasini kesiyrum” diye cevaplar

Şoromil: Mısır öğütmeye yarayan el değirmeni

Şinatza: Yaprakları ovulduğunda köpüren bir tür otsu bitki. Bu bitki dövülerek kına olarak da kullanılır

T

Tağra: Ufak balta

Tatar bacak: Nispeten eğri bacak olan

Temreğu: Bir tür egzama

Tepinas olmak: Huzursuz olmak. Olduğu yerde tepinmek

Tezdırmek: Ürkütüp kaçırmak

Taraluk: Fındık ocağındaki yaşlı, verimsiz ve fazlalık fidelerin tara ile kesilmesini gerektirecek şekilde aşırı büyümesi

Trişkel: Üç ayaklı sofra altlığı

Tezlemek: Acele etmek

Tikkı: Daha çok kumluk yerde oynanan ve taşların üstüste dizilerek vurulmaya çalışıldığı bir oyun türü

Teşke: Keşke

Tohdaşmak: Birbirine alışmak, sevgi beslemek

Temes: İskelet, kaburgalar. 2. Sepet yapımından kullanılan fındık kabuğundan mamul örgü malzemesi

Tezluk: Diğer türlerine göre daha/en erken yetişen ve ürün veren sebze veya bakliyat

Toprak çekmek: Toprak üzerinde yatan kişiye toğrağın soğukluğunun sinmesi

Tzamat: Dürülmüş bir kucak ot

Titrom: Nazar ve göze karşı kömür ve su ile yapılan kocakarı ilacı. Yüksekçe bir ateş yakılır. Ateşin üzerine çeşitli dualar okunur. Bu ateşten kömür alınarak içi su dolu bir kaba konur. Bu arada evden birisi dışarı çıkar ve “Aşe hala ne yapaysun” diye sorar, titromu yapan da “titrom yapayrum” der. Bunun üzerine dışardaki de “patlasun, çatlasun” diye cevap verir. Bu kömürün suyu ara ara nazar olan kişi tarafından içilir. Sonra da bu bu kömür dolu bu kap üç yol ağzına dökülür.

Tufanis etmek: Pis, iğrenç kokmak

Tebes kubas: Tepe taklak, ters yüz olmak

Tezbiş: Tesbih

Tarnaks etmek: Ani korku karşısında titreme

Tenimas: Ot ve benzeri yükün kademe kadem bir yere biriktirilip en sonunda varacağı yere taşınması işi

Tink: Tahıl veya çayı dövüp toz haline getirmeye yarar düzenek, dibek

Tebera: Gözleri şaşı olmak

Tumbi: Tümsek

Tumbulis: Kafa üstü takla atmak, tepe taklak gitmek

Teşki: Keşke

Tokluk: Bolluk, bereket; babamun/anamun tokluklari: babanın/annenin yapıp geriye bıraktığı şeylerin dikip yetiştirdiği meyvelerin bolluk ve bereketinin devam ettiğini ifade için kullanılan bir deyim

Tohumluk: Sonraki seneye tohumunun kullanılması için ayrılmış hıyar

Tükan armudi: Bir armut çeşidi

Tuksi tuksi: Köpeği birine saldırmaya teşvik için seslenme

Tuksilamak: Köpeği hayvanın veya insanın üzerine saldırtmak

Tükkanculuk yapmak: Bakkal işletmek

Teğluge: Tehlike

Tarlalari etmek: Mısır tarlasının hasadının yapılması

Tendiris: Sabahın erken saatlerindeki temiz ve sakin hava

Tarlayi yapmak: hasada hazır hale getirmek. Mesela mısırı ve fasulyeyi dikmek.

Tutmak: Bir şeyin hiç dayanmadan bitivermesi. Bi kıyli baklava yaptum, hiç tutmadi

Tayak: Dayanak. destek. Bir şeyin devrilmemesi için ona destek olrak kullanılan odun, tahta

Tabah: İneğin ayaklarının yara olmasıyla baş gösteren bir tür hastalık
Tenimas etmek: Gidip gelmek

Tohli: Koyunun gelişmemişi

Taheya: Eski, uygunsuz, kırık dökük

Tuksilamak: Köpeği “tuksi tuksi” diyerek bir nesne üzerine saldırtmak

Tak: Dek, -e değin, -e kadar. Örnek: Tak buldum oni, canum çıkti

Tirnuk: Alıngan

Temam etmek: Ölmek. Bir şeyi, bir işi sonlandırmak, bitirmek

Teza: Kene

Topal tavuk oyunu: Bu oyunda ebe topal tavuk olur. Ebe, tek ayaküstünde zıplayarak diğer oyuncuları yakalamaya çalışır. Ebenin yorulunca dinlenebileceği bir yeri vardır. Ebe dinlenince kaleden tekrar çıkar ve oyuncuları yakalamaya çalışır. Kimi yakalarsa ebe bu defa o olur. Kaçan arkadaşlar da bu sırada ebeye vurarak onu kızdırmaya çalışır

Tomar: Hep beraber, topluca

Tomar bazar: Hep beraber

Toprak yiyen: Daha çok çocuklara kızgınlık anında söylenen beddua anlamına da gelebilecek bir ifade.

Ted: Olumsuz durumlarda “sakın ha dokunma, elleme, konuşma” anlamında çocuğa söylenen tehtid, uyarı sözü. 2. Kendisine atfedilen bir söz veya olayın doğru olmadığına itiraz manasında söylenen ünlem ifadesi. Örnek: Ted, ben ole bi şe demedum

Tanişukluk vermek: birinin selamı referans ilegitmek

Tabeç: Bacakları eğri, çarpık kişi

Tuzlu bağlam: Egzama

Takatuka: Tarlada ekinleri kuş ve yabani hayvanlardan korumak için rüzgarda dönüp ses çıkaran kurulu tahta düzenek

Temro – çim ilacı: Bu ilaç daha çok su toplayıp sonra kuruyarak yerinde iz bırakan yaralar için kullanılır. Eğer bu kalan yara izi genişse dişi yara demektir ve bunun çevrelemesini erkek yapar, iz az ise erkek demektir, bunu da bayan yapar. Kimi ateşte ısıtılmış odunla, kimi iğne ile her keresinde “Em ebremû emren fe innâ mumbrimûn” (Yoksa işin gerçeği hakkında kararı onlar mı verecekler? Hayır asıl karar verici biziz. Zuhruf/79. ayet) ayetini okuyarak yedi defa yaranın etrafını döner.

Toli: Çocuk oyunlarında çizilen daire, kazılan çukur

Tüketmek: Ölüm döşeğindeki kişinin son nefesini vermesi

Timla: İlaçlık, az bulunan şeyler için denir

Temon: Dümen

Terden bi su olmak: Abartılı bir deyim olarak aşırı terden suya dönmek manasında

Tavli: Semiz, kilolu, şişman anlamında

Toprak paklasun seni: “Tez geberesin” anlamında bir beddua cümlesi

Tabah: Öksürükle dışa vuran insan ve hayvan hastalığı

Tuz okutmak: Nazara gelen veya süt vermeyen sığırlar için tuza okuyup üfleyip hayvana yedirmek

Tatli ansirsun: Kişinin bir sevdiğinin, arkadaşının arkasından iyi konuştuktan sonra başına bir şey gelmemesi temennisiyle kullanılan ifade

Tsermi: Eski bebek beşiklerinin üst kısmında bir ucundan öbür ucuna uzanan işlemeli yuvarlak kısım

Tuzli bağlam: Vücudun daha çok hassas ve yumuşak yerlerinden çıkan bir tür mayasıl

Teşik:Yün eğirmeye yarayan bir tür çubuk

U

U: Bileşik cümlelerde ilk fiilin sonuna gelen “- ıp, ip, erek, arak” ekine denk gelir. Örnek: Ekmeği kesu yedi. Çecuğu alu gitti.

Ufandi: Kırıntı

Uzun kulaktan duymak: Kaynağının açıklanması istenmeyen bir bilgi için kullanılan söz

Usti dönmek/gitmek: Başı dönmek

Utanmak: Allah utandurmasun seni. Mahcup etmesin manasında. Rahmetli Allah utandurmasun eyi adamidi.

Uraniya: Ahşap evlerin tavanında yatay uzanan ana ve temel direk.

Uyan: O yan, öbür taraf, karşı taraf

Usullen: Usul ile. Yavaşça, ses çıkarmadan

Uy/durmak: Küskün olan iki kişinin, ailenin barışması, anlaşması

Uç/şma gitmek: Uçarcasına, çarçabuk

Uymak: Düzelmek, istenilen kıvama ve şekle girmek. Örnek: Saçlari hep ha bole kıvırcık kaldi, o kadar uğraşdi da gene hiç uymadi

Umur: Ömür

Uyma gitmek: Kız ile delikanlının anlaşarak kaçması

Uhdubis etmek: 1. Saç saca birbiriyle dövüşmek 2. Düzensiz, alelacele ve yarım yamalak iş yapmak

Ustine komak: Değirmende mısırı öğütmeye başlamak, yemeği ocağa koymak, çocuğun yaşına göre boy atması ve kilo alması. Örnek: habu çeçuk hiç ustine komadi

V

Virga: Tırmık

Vaktım yok: Dermenım yok

Vindas: Sığırların sinek sokmasından korunmak amacıyla kaçışması

Voros: Yarıya pişmiş, haşlanmış

Vuvus: Ayak bileğinin iki yanındaki kemik çıkıntıları

Vukos olmak: Yemek yemek

Vol: Kesek. Toprağı kazma sırasında oluşan ve ekime elverişli olmadığı için kazmanın tersi ile vurularak ufalanan toprak parçaları

Vetro (Rusça): Büyük kova

Vu/h : eyvah. Şaşırma ifadesi ve bir felaket ve üzüntülü haber karşısında verilen tepki nidası. Örnek: vuh ne iş oldi bağa

Varyoz: Balyoz

Var oni günahina: Önem vermemek, umursamamak. Örnek: İş bitmiş bitmemiş var oni gühanina

Vay nacar: Çar naçar, mecburen, yapacak bir şey yok manasında

Vekşi: Vahşi

Var: Varum oni niyedume. Niyetime var

Vuga: Ekmek kırıntısı

Vuzvuş: Herhangi bir şey üzerindeki tırtık. Ağacın veya kalasın tırtıklı ve çıkıntılı olması.

Vrişil: İri dudaklı

Varayuğa: Var yok konuşmak. Boş laf etmek

Varmak var: “Olduğu kesin” manasında. Örnek: Ekmek varmak var ama sağa vermem

Ver ettuma küfürü, dayaği: Birisini adamakıllı dövmek, birisine galiz küfürler söylemek

Vadeye salmak: Ağır şart koşmak, olması imkansız şeyler istemek

Varos etmek: Sesin karşıberi yankılanması

Vurzula vurmak: Felç gelmek. Bir beddua ifadesi; Vurzula vursun suraduna..!

Vodanis etmek: İneğin rahat yemesi için taze otun ifteri vb sert otlardan ayıklanması işlemi

Y

Ya kover beni: Bırak beni artık, yakamdan düş manasına bıkkınlık ve üzerinden atma ünlemi

Yi: Şimdiki zaman “yor” eki olarak fiil sonuna gelir. Örnek: Yabayi, edeyi (yapıyor, ediyor)

Y düşmesi: “y” ile başlayan bazı kelimelerin başındaki “y” harfi düşer ve kelime bir sonraki harfle başlanarak söylenir. Örnek: İpranmak (yıpranmak) üzmek (yüzmek) üksek (yüksek) ilan (yılan)

Yangıslamak: Birinin sesini taklit etmek

Yangaz: Yan çizen, üçkağıtçı

Ye bak hauni: Yerine göre, “ne demek /stiyorsun, hele bak şuna” manalarına gelen bir ifade

Yoğran: Yorgan

Yüzbar etme: Yüzleştirme

Yiğın: Bir sırığın etrafına yığılan ot kümesi

Yurek düşmesi: Mide sancısı

Yüzini köpek yalamak: Bir tür beddua. Birisinin yüzünü köpek yalarsa utanmaz olacağına inanılır

Yeni yıl durdi: Yeni bir yıla başlandığında denir.

Yiri: İri

Yiğne: İğne

Yoğisam: Yoksa

Yol: Yollar üstüne kalmak. Kimsesiz kalmak. Annesi babası eldi, yollar ustine kaldi.

Yari gecemeli: Gece yarısı

Yukli: Yüklü. Hamile. Kadınlar için de kullanılsa da özellikle sığır ve koyunların gebeliği için söylenir

Yola komak: Birini yolcu etmek, uğurlamak

Yürüme gitmek: Yürüyerek gitmek

Yirmak: Irmak

Yomuşak: Yumuşak

Yaprak etmek: Kışın sığırların altına sermek için koruktan yaprak toplamak

Yaylim: Otlak, mera. Hayvanları yaylaya çıkarmak işi

Ye bak hauni/habuni ya: Hele bak şuna manasında şaşkınlık ve yer yer kızgınlık ifadesi. Örnek: Ye bak hauni nasi yalan konuşiy

Yarayişli: Yararlı

Yerleri etmek: daha çok çaylık ve fındıklıkların içindeki ot ve dikenlerin temizlenmesi ve arazinin hasada hazır hale getirilmesi manasında kullanılır.

Yekkün: Yekün, bütün. Örnek: Bağırmaktan yekkün dünyayi yıkdi

Yazluk: Balkon

Yanliyak: Yalınayak

Ya ne : “Ne sandın ya, evet” anlamında, muhatabı tasdik ve doğrulama için kullanılır Örnek: – Demek cami o çeçuk kırdi ha. –Ya ne?

Ya dema/ya konuşma: “Deme ya” manasında esef ve üzüntü bildiren ünlem öbeği. Örnek: Eldi mi, ya konuşma

Ya yalan dema: Üzüntü verici bir durum karşısında “Doğru söyle, gerçekten mi?” manasında şakınlık ifadesi

Yuzgar: Rüzgar

Yemeği çıkarmak: Doymuş olmaya rağmen zorla da olsa yemeğin geri kalan az kısmını yiyip bitirmek

Yol etmek: Yolcu etmek, uğurlamak

Yarigecemeli: gece yarısı

Yancalma: Yanlamasına. Ev vb. fik tutmak ve yıkılmaması için vurulan destek ağacı, payanda

Yanliyak: yalınayak

Yekten yere: Boşuboşuna, bir hiç uğruna, fuzuli yere. Örnek: Yekten yere adam eldürdi

Yekten: Birdenbire, aniden

Yudurmak: Yitirmek, bir şeyi amacına uygun ve faydalı şekilde kullanamamak, zayi etmek. Örnek: Misilim pandoli yudurdi

Yayuk olmak: yayıkta vuurulan yoğurdun normal bir süre içinde yağının çıkması

Yüzbar: Biriyle, bir nesneyle yüzyüze gelmek

Yazbaşi: İlkbahar

-ydun: Karşı tarafa emir ve ricada bulunurken hikaye geçmiş zaman ekiyle fiilin sonuna gelir. Örnek: Yapsanaydun (yapsana), gitsenaydun, otursanaydun

Yukıni etmek/yapmak: arkada taşınacka ot veya odun yükünü hazırlamak

Yuz tane demek: kızarak veya bıktırıcı nasihat kabilinden peşpeşe birçok şey söylemek, sayıp dökmek

Yüz almak: birinin davranışından şımarmak veya birine güvenerek caka satmak

Yavanluk: İneklerin doğum öncesi sütten kesildiği dönem

Yürek kaçmasi: Korku, aşırı endişe veya ani alınan kötü haberden dolayı insanın yüreğinin yerinden oynamasına denir. Hasta kişi bayansa çemberini getirir, erkekse başına bir süre taktığı çember ile gelir. Şifacı, önce hastanın çemberini dirseğiyle bir ucundan diğer ucuna kadar ölçer. Ve senin yüreğin şu kadar kaçmış, der. Bunu yaparken bi taraftan da dualar okur.  İkinci ölçüşünde ise bu sefer farklı bir değer çıkar ve hastanın yüreğini yerine getirir. Sonra bu çember yumak haline getirilir. Hasta bunu 24 saat elbisesinin içinde ve yatarken de yastığının altına koyar.

Z

Zardava: Birr tür dağ sansarı

Zumilas etmek: Ezmek, buruşturmak

Zubuş etmek: Ezmek, dağıtmak, parçalamak,

Zuğlis olmak: Ezilmek, pestili çıkmak

Zimilaç : Sık dikenlik yer.

Zadiberi: Zaten, eskiden beri

Zerveş: Kasaplık hayvanların deriye yapışmış zar tabakası vb. küçük organ parçaları

Zükam (Ar): Soğuk algınlığı

Zorun neidi: Amacın neydi, manasında. Örnek: Niçun vurdun çeçuğe zorun neydi?

Zidina gitmek: Zıt olmak, tersine gitmek, birisinden bi davranıştan hoşlanmamak.

Zirza: Menteşe, eskilerde kapıları arkadan kilitlemek için kullanılan, ucu kanca şeklinde düzenek

Zot: Bir aletin yenilenmesi. İlgili esnaf kendisine getirilen aletin zot mu yoksa paruks mu olacağına göre ücret takdir ederdi. Mesela bir kazmanın ağzı tamamen bitmiş ve yenilenmesi gerekiyorsa bu “zot” işlemine tabi olurdu.

Zaravadis etmek: Ayağın burkulması

Zencir: Ocakta ateşlik üzerine sarkıtılan ve ısıtılacak su ve yemek için ucuna kazan ve güğümün takıldığı demir halkalardan mamul alet

Zıd olmak, zıdına gitme: Birisinden hoşlanmamak, nefret etmek

Ztahra: İp çıkrığı. İp sarmaya yarayan iki çarklı ahşap düzenek.

Zahre: Özellikle öğütülmek üzere değirmene götürülen tahıl çuvalına denir

Zurzila: Hayvanların yiyebildiği bir ot türü

Zivriş: Normalin ötesinde sivri çeneye sahip insana denir

Zunis etmek: Pişirmek üzere tavuğunkaba tüylerini yolduktan sonra deri üstünde kalan ince tüyleri yakmak

Zarabadis : Ayağın burkulması

Zumaş: Bir ot türü

Zumzuklamak: Elle, kolla dürtmek

Eski hesaba göre aylar:

April (ing): Nisan

Mayis: Mayıs

Kirezayi: Haziran

Çuruğayi: Çürük ayı. Temmuz. Bu ayda havanın insanın etlerini çürütecek şekilde aşırı nemli ve yağmurlu olması dolayısıyla bu şekilde adlandırılmıştır.

Ağustos: Ağustos

İstavrit: Eylül

Ohtomrayi (İng): October. Ekim

İzumayi: Üzüm ayı. Kasım

hustiyanar: Aralık

Yeniyıl: Ocak

Kuçukayi: Şubat

Mart: Mart

Köyümüzdeki mahalle, tarla, çaylık, fındıklık vb. yer ve arazi isimleri:

Kuşando

Abendoma (Yun): Apan to omal. Üstteki/yukariki düzlük.

Muhli

Karona

Nişago

Kazluklar

Karoncila

Sinofol

Çevirmeler

Şadaranun çayi

 

İstelehali

Kobolomoğun göli

Melenkler

Uvaniya

Meso

Kasar

Turbiyalar

Şurdaliya

Kanli kaban

Keremidana

Kuspuda

Kozinalar

Korgozorlar

Lusra

Kucumri

Oksodi

Ocakbara

Boşinak

Bilazer

Çahçuguğun yirmağı

Laczorim

Golizmat

Seyiller

Dam yüzme yeri

Mosolof

Çiradiga

Miranlar

Koçumbel

Humsinun çayi

Fefekobol

Ragan

Kırmalar

Lubalar – lubanun suyi

Mandalinanun taşi

Hamizando

Ços

İsmailun düzi

İsrofiller

Fidödiya kabani

Ardin

Fidodi

Mayıla

Mosolof

Kusba:  Elips şeklinde toprak tümsek

Kuvar: iplik yumağı

Lisar taşi: Bu taşta Hz. Ali’nin bastonunun ve atının ayak izinin olduğuna inanılır. Ve mütemadiyen ziyaret edilir.

Sülenler (Yun): Havalandırma borusu, su borusu veya hendeği. Kelimedeki sonek, Türkçe de kullanılan ‘Ler’ sonekidir.

Aydoniya: Ay-döneyi. Akşam ayın ilk döndüğü ve göründüğü yer olmasından mülhem bu adı almıştır.

Kambo:Düzlük

Homi/humi: çilek koymak için kestane ağacı kabuğundan yapılan şey
İsirluk (Yun) : Düzlük. Kelimedeki “luk” soneki, Türkçede “lık” sonekinin Karadeniz şivesinde deforme olmuş şeklidir.
Kukulisler: Birikimler, yığınlar. Yığının şekli olan, ince ve sivri zirveden aşağıya doğru koni şeklinde açılması durumu, bu kelimenin bazı başlık veya yün fesler için de kullanılmasına neden olmuştur.

Lakoz (Yun): Bu toponim Yunanistan’da lakos şekliyle Kefalonia, İyonya adaları, Lakonia, Peloponisos, Mesinia vb. bölgelerde bolca kullanılmaktadır.

Filamura (Yun): Ihlamur ağacı. Flamuria. Kelime hem fleri, hem de flamuri, flampuri şekliyle de eski Rumca’da kullanılmaktadır. Fleri sadece ıhlamurun ağacı, flamuri ise ıhlamurun kullanılan yaprak ve tomurcukları için kullanılır.

Karakoncolos nedir

Karakoncolos (çoğul: karakoncilo) gündüzlerin en kısa olduğu, güneşin ekvatordan en uzak olduğu dönem olan 25 Aralık ile 6 Ocak tarihleri arasında yaşadığı yeraltı dünyasından çıkarak insanlara zarar vermeye çalışan iblislerin adıdır.

Karakoncolosların görünümü

Eski Yunan’da kallikantzarosların görünümü farklı şekillerde anlatılmaktadır. Kallikantzaroslar diğer kültürlerdeki olduğu gibi yer altı dünyası  yaratıklarının çirkin ve korkunç tüm özelliklerini taşımaktadırlar. Eski Yunan’da genellikle vücudu kıllarla kaplı, at bacaklı, yaban domuzu dişli, bazı hayvan uzuvlarına sahip bir yaratık olarak tasvir edilirlerdi. Zamanla ayı veya dev bir maymuna benzetilen kıllı, pis kokulu bir yaratığa hatta bir hilebaza dönüştürülmüştür.

Osmanlı dönemi Anadolu

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde karakoncolos formunda bahsi geçmektedir:
“Rum kefereleri ekseriya Esvet Nikola ve Sarı Saltık ve Meryem Ana ve Kasım ve Ayanta ve Hızır İlyas ve Şemun ve Bertuk ve Kara Koncoloz nam-ı bednamları günlerinde perhiz üzere oldukları zaman bu balık pazarı aşbazları yağsız taamlardan bakla ve nohud ve mercimek ve galeta ve ipsemata ve ipsomisko yani ekmek tiridi ve alkuryasa yani hıyar boranisi ve kormidiya yani soğan dolması bir gune yağsız üzüm ta’amlaru pişirüb…”

Karakoncoloz açıkta bulunan yiyecek kaplarına tükürüp hastalıklara sebep olmakta, evin dışından insanlara seslenerek dışarı çağırıp, uykusunda dışarı çıkan insanları alıp götürmektedir.
Karakoncolos seyirlik  oyunları:

Trabzon’da Kalandar gecesi (Ocak ortası), Anadolu’da  Ocak veya Mart ortasında köy gençlerinden birisi ayı postu giyip, üzerine çanlar taktıktan sonra ev ev gezdirilir. Ev sahibi oyunculara paranın yanı sıra yöreden yöreye değişen temel besin maddeleriyle un, yumurta, peynir, yağ, pekmez ve üzüm vs. vererek ödüllendirir.

Papra pubrik geleneği:

Yaylaya duman inip uzun süre kalkmadığı, yağmurun ardının kesilmediği havalarda güneşin açması için çocukların elbise giydirip, ıslatıp, gelin adını verdikleri bir çalı süpürgesini ev ev dolaştırarak tekerlemeler eşliğinde muhlamalık malzeme toplama adetine denilmekteydi.

Tekerleme: Barba bubrik ne ister/Allah’tan güneş ister/kaşuk kaşuk yağ ister/veren cennet kuşi/vermeyen cehennem kuduği

Litroba şenliği:

Yunanca olup Lutir (yıkanmak, yıkamak) ve poli (şehir) kelimelerinden oluşur ve “şehir yıkanması” anlamına gelir. Günü ise eski hesapla 7 Mayıs, Miladi takvimle ise 20 Mayıs’a denk gelir.

Yöremiz dışındaki yerlerde denizde bir dizi etkinlikle kutlanan bu şenlik, bizde daha çok çocuklarca dağa veya dereye inilerek kutlanırdı.

Köyümüze ait olması muhtemel olup gerek telaffuzu gerekse anlamından emin olmadığımız kelimeler:

Kapnes: alerji ve kaşıntıya karşı ereti otunu yakarak tütsü yapmak. 2 yeni doğum yapan sığırın memelerindeki kılları çıra ateşi ile yakmak

Pilavrasi: dudak ve yüzde çıkan gittikçe çoğalan ve sulanan çıban

Pifono: az olmasına rağmen çok ve bereketli görünen çabuk bitmeyen şey

Domuzluk: Değirmen çarkının bulunduğu alt kısım

Raton: korkuluk, çamaşır, ot veya mısır asmak için ahşap balkona çakılan dal parçası

Hostras etmek: közün kül altında için için yanması

İsteli: Kazma sapı

İstima: sepetin örgüsünün ana iskeletini oluşturan dikey çubuklar

Şumizma: değirmende nöbet sırası için konulan içi mısır dolu küüçk torba

Pifoli: Folluğa tavukları aldatmak için konulan yumurta

Suser: kapının kilit düzeneği

Aya göstermek: şifa bulma umudu kalmamış hastaları, ya ölüm ya şifa bulmaları için tahta küreğe koyup gece aya göstermek

Dalduz: Marangozların kullandığı ağaç oymaya yarayan oluklu demir alet

Kıran: Aşınan ve bu yüzden iyi öğütmeyen değirmen taşlarının iki ucu keskin keser benzeri aletle kertilerek düzeltilmesi

Basarina: Ağacı yontmak için kıskaca almak

Anakuyisi: bıngıldak

Ağrem: tarıma yeni açılmış tarla

Miyabir: bir tür misket oynamak için şimşir ve nadiren kumar ağacından yapılan ve üç misket büyüklüğünde yuvarlak oyun aleti

Sulama: yontularak köşeli hale getirilen kerestede eğrilik veya çukurluk dolayısıyla kalan yuvarlak kısımlar

Mana/maniya: Ateş isinden ötürü kazan, güğüm, tencere altında oluşan siyahlık

Soyka: soyularak çıkarılmaya elverişli ağaç ve sert bitkilerin kabuğu

Dondarci: düğün, cenaze gibi kalabalık veya birlikte yapılan hayır işlerinde işleri çekip çeviren, yöneticilik yapan kişi

Femela taşi: ateşin yandığı ocağın hemen arkasına konan ve çoklukla ocakla kül konan kısmı birbirinden ayıran 20 cm yüksekliğinde güğüm ve kazanın üzerine konduğu dikdörtgen sert taş

Dandanica kuşi: sulak alan ve tarlalarda yaşamayı seven yaklaşık 18 cm boyunda uzun siyah kuyruklu, beyaz göğüzlü, kanatları, sırtı ve başının üst kısmı siyah bir kuştur. Yerdeyken kuyruğunu sürekli sağa sola salladığından Türkçede “ak kuyruksallayan” adı verilmiştir.

Dombalis: Farklı ebatlarda dokuz taşın üst üste konmasıyla iki grup halinde oynanan bir oyun. Bir grup taşları korurken diğer grup elemanları sıra ile bezden sarılarak yapılmış yumruk büyüklüğünde bir topu atarak taşları devirmeye çalışır. Diziden taş yıkmayı başardıklarında kaçmaya başlarla ebe olan grubun elemanları topu aralarında birbirlerine atarak kaçanları vurmaya çalışırlar. Vurulan kişi oyundan çıkar. Kaçan grup elemanlarından hepsi vurulmadan taşları tekrar yığmayı başarırlarsa çula yapmış olurlar ve oyun yeniden başlar.

Dironis etmek: bebeklerin keyifle çıkardığı sesler

Çirakman: üzerine mum, çıra ve fener konulan gerektiğinde duvara asılabilen tahta

Çordikal: genellikle livor ağacından yapılan çocukların buruşturulmuş kağıt parçalarını nefes gücüyle fırlattıkları içi oyularak boşaltılmış kamış çubuk

Firiç: sobada pişirilen meyve

Muşi: Sığırın ön ayağında çıkıntılı yer

Fisir: mısır ayıklama imecesine katılanların oynadıkları bir oyun adı. Halka şeklinde oturan oyunculardan bir tanesi ebe olur ve elinde bir mendille arkalarında dolanmaya başlar. Bu arada oturanlara fark ettirmeden elindeki mendili birinin arkasına bırakır, oyuncu fark etmezse ebe bir tur atıp mendille veya mendilin bağlı olduğu mısır koçanıyla oyuncuyu dövmeye başlar. Eğer oyuncu ebenin mendili koyduğunu fark ederse mendili alıp ebeyi yerine oturana kadar kovalar

Çapak vurmamak: gece boyunca uykusuzluktan gözünü kırpmamak

Kosgon: Kuyruk sokumu

Kuyu oyunu: Kumluk yerde 4 kişi ile oynanır. Her oyuncu önüne üçer tane küçük çukur kazar ve herkesin kendine ait küçük taşları olur, sıra kimdeyse taşları sayarak diğerlerinin çukurlarına dağıtır.

Dağa çıkmali

Divol

Ahtariya

Topal tavuk

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5 yorum

  1. ilk defa sitenizi ziyaret ediyorum,özellikle belirtmeliyim ki melinoz sözlüğünüze bayıldım,hazırlayanlara şükranlarımı sunuyorum,aslında bu sadece melinoz sözlüğü değil bir nevi of sözlüğü gibi birşey dolayısıyla http://www.ofhayrat.org da da yayınlanmalı idi ya da onlar da öyle bir çalışma yapmalı idiler diye düşünüyorum.
    web sitenizi de başarılı buldum,tüm Melinozlulara en derin saygılarımı sunarım.Ben Uğurlu köyündenim.

    • ballicadernegi

      Sözlük çalışması Ferşat Ballı tarafından yapılmış, ilave çalışmaları devam etmektedir. Genel anlamıyla evet Of için de geçerli bir sözlük ama köy köy bile değişen kelimeler de dikkate alındığı için Melinoz sözlüğü ismi verildi. İlgi ve alakanız için teşekkür ederiz.

  2. Rize Guneyce Komes Şimşirli köyü: zivzika çekirge demek

  3. Humrika: çok hızlı esen ruzgar
    Rize guneyce şimşirli koyunde kullanılıyor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.